Her suiistimal kötüdür, suçtur, günahtır. Ama en kötüsü ve bağışlanmazı, katıksız katışıksız, salt inanç demek olan imânın suiistimâlidir. İşte, mümin kitlelerde ruhban sınıfının din sömürüsü ile suiistimalinin yarattığı yeğin ve derin hayalkırıklıklarından Güney, Batı ile Kuzey Avrupanın ruhban- olmayan çevresine mensup kimi ihtiraslı idareciler, tacirler,düşünürler ile sanatçılar, 1300lerden itibaren git gide etkili biçimde yararlanır olmuşlardır. İşte, ruhbanın suiistimali, ruhbanolmayanın çıkarcı iş bitiriciliğiyle buluşunca din ilkin sarsıldı, akabinde parçalandı, nihayet dağıldı ve burada laiklik neşvünema buldu.
Tarihimizin çürük tahtası da tam bu yerdedir: Toplumun özellikle şehirleşmiş kesiminde kadın-erkek ilişkilerinde yaşanmış fecîi sakatlıklar. Bir kere kadın ile erkeği, haremlik ile selamlık biçiminde birbirinden koparılmış, tecrit olunmuş iki ayrı dünyaya hapsetmek, bahsettiğimiz güvenilirlik ile sâdıklık esâslarını zedelemiştir. Erkeğin erkekle yaşadığı ortamda bu iki esâs tam teşekkül edemez. Edemeyince de, kadın-erkek birlikteliğinin yol açmasından korkulan fuhuş ile zinâ dahi asla önlenemez. Bunun önlenmesinin tek yolu Allah korkusu ve güvenilirlik ile sâdıklık duygularının baştan beri kişiye aşılanmalarıdır. Ne var ki, aşılama yalnızca telkinle başarılamaz. Hayat, insana sınavdır. Aşılayan, kadın erkek birlikteliğinde yürüyen hayatta yeşerip serpilebilir.