1908'den 1914'e kadar uzanan dönemin ideolojik karışıklıkları ve siyasal huzursuzluklarına rağmen Arapların çoğu (hem seçkinler hem de genel olarak halk) 1. Dünya Savaşı'na, Osmanlı İmparatorluğu'nun korunması gerektiğine inanmış olarak girdiler.
Mısırlı fellahın gözünde, toplumdaki değişim demek Mehmed Ali'nin ordusunda nefer olmak ya da İsmail'in kamu işlerinde amelelik yapmak, ağır vergiler ve artan borçlar, aile toprağını terk edip yeni toprak ağalarının geniş arazilerinde boğaz tokluğuna çalışmak demekti.
Osmanlı imparatorluğu'nun kırsal bölgelerindeki durum da bundan farklı değildi. 19. Yüzyıldaki köklü dönüşümler Mısır ve Osmanlı toplumlarına bazı avantajlar getirmişse de, ekonomik sıkıntılar, toplumsal yıkım ve siyasal sömürü de getirmişti.
Osmanlı nazırı Fuad Paşa'nın bir Avrupalı diplomatına söylediği şu sözlerde, bu zorunlu değişimin iç parçalayıcı niteliği açıkça görülmektedir: "Bizim devletimiz en güçlü devlettir. Siz dışardan, biz içerden yıkmaya çalışıyoruz, ama hala dimdik ayakta duruyor.
Fuad Paşa, bu üç simanın en Avrupalılaşmışıydı ve diplomatik çevrelerde kusursuz Fransızca'sıyla yaptığı esprilerle ün salmıştı. Bir defasında bir İngiliz kadını kendisine bir Müslüman olarak kaç karısı olduğunu sorduğunda şu cevabı yapıştırmıştı: Sizin kocanız gibi: iki tane. Aramızdaki fark, o birini saklar, ben saklamam.