İnsan yalnızca verebileceği bir şeyi, kendi içinde güç alabileceği bir temeli varsa verici olabilir. Toplumumuzda sevgiyi saldırganlık ve rekabetçi zafer duygusundan arındırmak için zayıflıkla ilişkilendirmek zorunda kalmamız son derece talihsiz bir durum. Gerçekten de tutum o denli başarılı oldu ki, insanlar ne kadar zayıfsa o kadar çok sevebilecekleri ve güçlü insanların sevmeye ihtiyaç duymadıkları yönünde ortak bir önyargı mevcut!
Dinsel ya da bilimsel gerçekliğe dair katı bir görüşe sahip olanlar, daha dogmatik bir hal alarak hayret etme/ hayran olma kapasitelerini yitirirler; kendi özgürlüklerinden vazgeçmeden "atalarının bilgeliğini edinen" kimselerse hayretin/ hayranlığın onlara keyif verdiğini ve hayatın anlamına dair görüşlerini sağlamlaştırdığını görürler.
Kişinin kendine dair özfarkındalığı arttıkça, atalarının bilgeliğini de o ölçüde kendisinin kılabilir. Geleneğin gücü altında ezilen, onun varlığına dayanamayan ve dolayısıyla ya ona uymaya ya da kendilerini ondan koparıp ona isyan etmeye çalışanlar, kendi kişisel kimlikleri zayıf olan kimselerdir.