Sıcak bir günde bir ağaç gölgesi bulmuşum ben. Bir an soluklanmışım. Sonra kalkıp yoluma devam edecekmişim. "Dünya dedikleri gölgelikte," ben de bu kadarmışım. "Benden bu kadar"mışım.
O zaman anlıyormuşum ki bir başka zaman, başka bir mekan mutlaka varmış. Hakikat. Varmış. Ve varsaymış bulutların arkasındaymış. Görünürdeki varlığım bu kadarsa varlık içinde varlık varmış. Gerisi bir rüyaymış. Rüyasını unutsa da tabiri hatırında kalanlardanmışım. Ben hâlâ o yolcuymuşum. Aynı yerdeymişim yani. Varın içinde yokmuşum. Bir varmış bir yokmuşum.
Onun zamanı da bu itibarla zamansızlık zamanıdır. O zamanda insan ana kaynağa daha yakın, dünyalı olsa bile cennet hatıralarına daha tanıdıktır. Henüz bölünmemiş, çoğalmamış, dağılmamıştır. Babil Kulesi daha yıklmamış, diller birbirinden kopmamıştır. Herkes birbirinin hâlinden anlamaktadır.
Bu sahneden anlarız ki gerçek cehennem, yakıcılığında arındırır, "bir" insanı evrensel insana dönüştürür. İrtiş ırmağı bu yüzden bir cehennemden aksa da aslında cennet ırmağıdır.