Hepimiz yaşayan ve düşünen özneleriz.Beni karşılığında harekete geçiren gerçek,toplumsal tarih ile düşünceler tarihi arasında bir kopukluk olmasıdır.Toplumsal tarihçilerden insanların nasıl düşünmeden hareket ettiklerini,düşünce tarihçilerinden de insanların harekete geçmeden nasıl düşündüklerini tasvir etmeleri beklenir.Oysa herkes hem hareket eder hem düşünür.
Benim tam olarak ne olduğumu bilmenin gerekli olduğunu düşünmüyorum.Hayattaki ve işteki asıl amaç başta olmadığınız bir kişiye dönüşmektir.Eğer bir kitap yazmaya başladığınızda en sonda söyleyeceğinizi biliyorsanız sizce bunu yazmaya cesaretiniz olur mu?Yazı ve aşk ilişkileri konusunda geçerli olan bu durum hayat içinde geçerlidir.Oyun,nasıl biticeğini bilmediğimiz sürece oynanmaya değerdir.