Kavalım haydi gel
Şu başı göğe eren dağa
Tırmanacağız
Kuru rüzgarlarla dost olacağız
Duman ve sisle kaplı
Doruklarıyla arkadaş olacağız
Oradan sesimizi göndereceğiz onlara
Çığlığımız
Koyak ve vadilere düşecek
Sarsacak yeri göğü
Ve yedi renkli suyun
Hüzünbaz dalgaları
Suruç ve Diyarbakır ovalarına
Beraz ovasının yiğitlerine
Çığlığımızı iletecek
Ve kuzu melemelerini
At kişnemeleriyle
Bize ulaştıracak...
Hawar bilginin sesidir, bilgi ise kendini tanımaktır. Kendini tanımakta özgürlüğün, mutluluğun yolunu açar. Kendini tanıyan kendini tanıyabilir de. Hawarımız herşeyden önce dilimizin varlığını tanıtacaktır.
Cehaletin ilacı boş konuşmalar, gülünç böbürlenmeler, durmadan tekrarlanan nakaratlar, heyecanlı dedikodular ve kalın kalın anlamsız sözler değildi. İlaç, bir eser ortaya koymaktı, bir şeyi yeniden yaratmaktı. Gecenin karanlığı bağırış çağırışla, kavga gürültüyle gündüzün ışığına dönüşüyordu. Ancak bilgi ve hünerle yazılmış kelimelerle oluyordu.