“Hayat” dedim içimden, “hepimizi başka dünyalarda yaşatıp her birimizi başka yerinden yaralıyor. Her birimizin dünyası tek ve benzersiz… Birbirimize benziyoruz sansak da, yaşadıklarımız bizi başkalarından ayırıyor. Kiminin hayatına güneş daha çok gösteriyor yüzünü, kimi ise ayla, mehtapla idare etmek zorunda ama en aydınlık sandığımız dünyalarda bile dışardan hiç görülmeyen koyu karanlıklar var.”
Kimse tarafından sevilmeyeceğine, mutlaka sonunda terk edileceğine emin. İnsan eğer bu inanç doğrultusunda yaşarsa, kendi inandığı bu gerçeğe başkalarının da inanmasını sağlar. Kader motifinin çizdiği yolda giderken başına gelenlerde kendisinin hiçbir sorumluluğu olmadığını düşünür. Sonra da “Ben biliyordum zaten böyle olacağını” deyip haklı çıkmanın buruk hüznünü yaşar. Kendini doğrulayan kehanet tam da böyle bir şey işte.
“Gözlerimi kapatıp kuş gibi gökyüzünde uçtuğumu hayal ediyorum. İstediğim yere konup istediğim zaman kalkıyor ve yine uçuyorum. Kimse beni yakalayamıyor. Bazen de ağaçların dallarında kendime saklanacak bir yer buluyor, hiç kımıldamadan orada bekliyorum. Sonra yine havalanıyor, herkese ve her yere gökyüzünden bakıyorum. Bir süre gökyüzünde dolaşınca sanki biraz hafifliyorum. Oh, diyorum, kimse yok ve ben özgürüm.”