Kitap iki hikayeden oluşuyor. Birinci bölümde roman yazmak isteyen Bünyamin'in, ikinci bölümde ise Hindistan'da dünyaya gelen vezirin oğlu, ilim insanı Gülbadem'in hikayesi anlatılıyor.
Bünyamin sevdiğini kaybederek girdiği bunalımdan kurtulmak ve aynı zamanda hayalini kurduğu kitabı yazmak için karlı bir kış sabahında Doğu Ekspresi treni ile Kars'a gidiyor. Kars'ın ücra bir köşesinde herkesten uzak bir ev tutuyor. Zamanla komşusu olan Besti Nine ile tanışıp, evine gidip gelmeye başlıyor. Besti Nine'nin garip davranışları ve odadan gelen bilinmeyen sesler Bünyamin'in merak duygusunu uyandırıyor. Sonunda Besti Nine'nin canı pahasına sakladığı yüzlerce yıllık bir sırrı öğreniyor...
18.yy İstanbul'unun Galata'sında ise Bünyamin ve Besti Nine'nin yerini Gülbadem ve Zencefil (namı diyar Şekerbaz) alıyor. Zencefil 266 yaşında bir papağandır. Babası tarafından Sunullah Efendi'nin yanına gönderilen Gülbadem ise burada hem ilim öğreniyor,hem de sırılsıklam aşık oluyor. Bir taraftan sevdiğine kavuşmaya çalışıp, diğer taraftan ise felakete sürüklenen İstanbul'u kutarmaya çalışıyor.Sonunda bütün sırlar çözülür ve hikaye de burada son bulur.
Yazardan okuduğum ikinci kitap ve bu kitabını da çok sevdim.Büyülü gerçeklik tekniğiyle yazılmış olup ,oldukça akıcı ve merak uyandırıcı,hem gülümseten,hem hüzünlendiren, edebi açıdan da oldukca güçlü bir eser.
Osmanlı'yı, 18. yy İstanbul'unu, Galata'yı, aşkı,iyi-kötü, güzel-çirkin kavramlarıyla birlikte,gelecekten geçmişe, bugünden Osmanlı'ya uzanan zamanın ve mekanın ötesine geçmek isteyenlere tavsiyemdir.