Elbet bir gün buluşacağız...
Öyle güzel, öyle duygulu bir kitap okudum ki ne yazsam eksik kalır. Yazardan okuduğum ilk kitap ama son olmayacağı kesin kalemini,dilini o kadar çok sevdim ki hem elimden bırakamadım hem hiç bitmesini istemedim.
İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel önderliğinde kurulan Köy Enstitülerinin nasıl yapıldığını,nasıl eğitim verdiğini, ülkemiz için sağladığı faydaları ,tek amaçları ülkesini kalkındırmak olan öğrencilerin verdiği çabaları ve 17.000 mezun verdikten sonra kapanma sürecini anlatan, başta eğitimin önemini ve vatan sevgisini vurgulayan muazzam bir kitap.Öyle donanımlı ve bilgili öğrenci mezun eden bu okulların kapanmasının ülkemiz adına alınmış en büyük yanlışlardan biri olduğunu bir kez daha anlamış oldum bu kitaptan sonra.
İşte bu Köy Enstitülerin de eğitim alıp yetişenlerden biriydi Hamdi amca da.Eğitimini Hasanoğlu Köy Enstitüsü'nde alıp oradan mezun olmuş.Buraya gelene kadar köyünden dışarı adım atmamış bir genç. Burada aldığı donanımlı ve mükemmel eğitim sayesinde öğretmen olup birçok öğrencinin kalbine dokunup,hayatını değiştirmiş,yurda yararlı birçok değerli insan yetiştirmiş. Burada sadece eğitim almamış hayatı boyunca seveceği biricik eşi Asude'sini de burada bulmuştur.
Henüz iki yaşında babasının ölümünden sonra, annesiyle birlikte New York'a yerleşen Yasemin'in hikayesini okuyoruz. 32 yaşında başarılı bir avukat Yasemin. Bir gün dedesinin vefat haberiyle birlikte ondan kalan miras olarak bıraktığı emaneti almak için vatanına döner. Emanet dedesi tarafından yapılan bir kutuda saklıdır. Bu kutu içinde dedesinin ona yazdığı günlükler ve birkaç değerli eşyadan ibarettir. Bu günlükleri okumasıyla birlikte hem geçmişe bir yolculuk yapar,hem değişimin ilk adımlarını atar...
Hamdi amca ve Asude hanımın naifliği,
"Bazı hikâyeler sadece anlatılmaz… Ruhun onları hatırlayana kadar saklı kalır."
Merhaba kitap severler! Bugün sizlere, @inkilapkitabevi 'nden çıkan Bige Güven Kızılay kaleminden #emanet kitabı ile geldim. Okurken, duygularınızı derinden sarsacak, sayfalar arasında kaybolacağınız bir hikâye ile karşınızdayım.
New York’un soğuk gökdelenlerinden Anadolu’nun derinliklerine uzanan bir yolculuk… Genç bir kadın, hayatını mantık ve başarı üzerine kurmuşken, eline hiç beklemediği bir #emanet bırakılır. Başarıya adanmış bir avukat, şimdi köklerine çağrılan bir ruh haline gelir.
Bir mektup, bir sandık. Ve içinde saklı bir geçmiş.
O, bu emaneti çözmeye çalışırken, karşısına bilge bir kadın çıkar. Her kelimesiyle geçmişin kapılarını aralayan bir rehber niteliğinde .Ancak bu yolculuk yalnızca köklere dönüş değil, aynı zamanda kendi ruhunun derinliklerine bir keşif olacaktır. Şehir ışıkları mı, yoksa toprağın sesi mi? Mantık mı, yoksa kalbin çağrısı mı?
Özellikle Köy Enstitüleri’ne dair bölümler, tarihin ruhunu yaşatan bir fısıltı gibi. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un eğitimde bıraktığı izleri okurken, onlara bir kez daha hayran oluyorsunuz. Ruhları şad olsun.
Kimlik arayışı, geçmişin izleri ve kaderin fısıldadığı sırlarla dolu bir hikâye. İnsanın içsel yolculuğunu, derin bağları ve unutulmaya yüz tutmuş anıları ustalıkla anlatıyor.
Kitabı okurken, hikâyeyle bütün oluyorsunuz. Karakterlerle gülüp onlarla ağlıyorsunuz. Gözyaşlarımı tutamadım çoğu zaman. Kitap, sizi alıp götürüyor ve hiç bitmesin istiyorsunuz. Uzun zamandır bir kitaptan hiç bu kadar etkilenmemiştim. Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Hasan Ali Yücel'in sözü kalbimize kazınmıştı bizim: "Bu memlekette kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız.
Bazı hikâyeler vardır, yaşanır ama anlatılmaz. Ve bazı
Canım Atatürk’ün ülkemizi ne güzel temellerle kurduğunu, milleti millete emanet etmeyi sadece sözde bırakmadığını, köy enstitülerini kuranların bu fikri sağlamlaştırdığını, herhangi bir şehrin en ücra köyündeki “kız” çocuğunun “bile” önemsendiğini, cahilliğe açılan savaşın ne denli güçlü olduğunu bir aile dramı üzerinden muhteşem bir kurguyla içim dışıma çıkana kadar ağlayarak okudum. Teşekkür ederim Bige Güven Kızılay, çok güzel bir yolculuktu.
Köy enstitüleri ile ilgili güzel bir roman okudum. Bu konuda yazılmış belgesel vs çok olsa da romanı ilkti benim için. Köy enstitülerinin kıymetini hatırlatan kapatılmasına sebep olan siyasi konuları anlatmayan bir kitap. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bazen çok romantik gelse de genel olarak güzeldi.
Ah Yasemin, canım Jasmine;
Seni öyle içten anlıyorum, öyle aynıyız ki dönüşmeden önceki Jasmine sana şurada olsan sıkı sıkı sarılmak isterdim.
Ama sen öyle şanslı öyle güzel bir aileye doğmuşsun ki bir hayâl kadar güzel..
Daha bir sürü cümle kurulur, daha bir sürü övgü ve keder paylaşılır. Ama ben her bir kitabını okuduğumda neden gözyaşlarım sel olup akıyor @bigeguvenkizilay neden sayfaların çoğu buğulu...
Böylesi güzel bir aileye sahip olmak ne kıymetli, böylesi bir gerçeği yaşamış olmak ne kadar eşi benzeri bulunmaz bir nimet...
Bilirim ki kendinden öyle çok anı var ki; bunu en çok da "Ankara Diye İnsanlar Vardır" kitabında gördüm, okudum. "Kehribar Zamanında Aşk" apayrıydı, "Emanet" ise içine yazıp imzaladığınız gibi kalbime emanet...
Nasıl bir memleket sevgisi, nasıl böylesine geçer karşıya bu his...
Hayranlıkla okuyorum, böylesi güzel bir sevgiyi yaşadığınız için sizi bir miktar kıskanıyorum
Kitabın ise içinde günümüze en çok yakışan cümlesi 'Cahilin bilgisiz, aydının ilgisiz olması ' birde üstüne üstlük şikâyetçi olması hemde hiçbir şey yapmadan...
Kayıp benliğini...geçmişini...şarkılarını...duygularını...
Bir el yapımı kutunun içinde, hayatın anlamını bulmuştu.
“Hani bir kadim atasözü vardır, ‘Her yaşlı adam öldüğünde, bir kütüphane toprağa gömülür’. Sana bırakmaktan en onur duyduğum şey kütüphanemdir.
Ama ya hayat hikâyemizi ne yapacağız? Sensiz geçen bunca yılı, hasretle geçen bunca zamanı ne yapacağız? Sen bizsiz büyüdün, yetiştin, biz sensiz yaşlandık...
Bunca hasret çektiğimiz zamanın hakkından nasıl geleceğiz?
Bilmiyorum güzel yavrum. Henüz bilmiyorum. Ama bunların benimle birlikte gömülmesine gönlüm razı değil. Sana söz veriyorum, bir yolunu bulacağım.
Bunca sene biz neler yaşadık, sen yanımızda olabilsen neler olurdu, sana anlatmanın, hatta
Kitaba henüz başladım. Ama önsöz… öyle güzel yazılmış ki… bi kaç kez okudum… sabırsızlanmama rağmen sanırım etkisinden çıkıp kitaba başlayabilmem 1-2 gün sürecek. Hepimize iyi okumalar .
Dedesinden torununa kalmış bir emanet ... Unuttuğumuz ne kadar çok bilgi var bu hikayenin içinde, ne çok duygu barındırıyor ve ne çok duygu hatırlattı yine ... ben bu kitaba kalbimi ve gözyaşımı bıraktım
Roman, kayıp duygusu, geçmişle yüzleşme, aile bağları ve taşınan sessizlikler etrafında şekilleniyor. Büyük olaylar, çarpıcı sürprizler peşinde koşmuyor aksine gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden taşıdığımız duygulara odaklanıyor. Yazarın dili son derece duru. Gösterişli cümleler kurmadan, duyguyu kalbimize usulca bırakıyor. Anlatımda bir acele yok her duygu yerini bulsun diye beklenmiş gibi. Bu sakin tempo, romanın ruhuna çok yakışıyor. Okur olarak seni yormuyor ama duygusal anlamda da boş bırakmıyor. Özellikle suskunlukların, eksik kalan yüzleşmelerin verdiği ağırlık, satır aralarında güçlü biçimde hissediliyor. Emanet, geçmişin bugüne nasıl taşındığını, bazen farkında olmadan başkalarının yüklerini nasıl sırtlandığımızı sorgulatan bir kitap. İnsana, Bizim sandığımız duygular gerçekten bize mi ait, yoksa bize bırakılmış bir emanet mi? sorusunu sorduruyor. Sessiz, içten ve çok insani. Duygusunu gösterişle değil samimiyetle taşıyan bir roman.
İyiliğin bulaşıcı olduğunu görmek beni aşırı mutlu etti.Yazarın siyasete girmemesi bu konuda yorum yapmaması çok ilginç aynı zamanda takdir edilesi bir durum.Köy Enstitülerinin bu kadar işlevsel olduğunu,öğrencileri her alanda yetiştirdiğini bilmiyordum.Devamı gelseydi keşke.
Asude ve Hamdi Bey’in aşkı ne kadar huzur verici,dinginse Aydan ve Koray’ın aşkı o kadar hırçın ve kontrolsüz.Bu durum Aydan’ın sonunu hazırlamış maalesef.Bora ve Yaseminin aşkı da tutkulu ve her aşkın özelliğinden nasibini almış.Yaseminin 30 yıl boyunca vatanından ve sevdiklerinden ayıran sebep aslında bir anlamda güvensizlikti.Yasemin sonunda bu güveni buldu.Hayatındaki eksikleri tamamladı.
İyi akşamlar arkadaşlar bu akşam sizlere okurken beni çok etkileyen duygu yüklü bir kitapla geldim, sanırım uzun zaman da unutamam .
Yazarımız kitabı nakış gibi ince ince işlemiş diyebilirim,beni duygudan duyguya geçirdi .
Kitap yazar @bigeguvenkizilay hanımın #emanet isimli kitabı. Artık konusuna geçeyim.
Çok küçük yaşta babasını kaydeden Yasemin annesi ile Amerika'ya yerleşir c başarılı bir avukat olur ama bu yıllar zarfında onları aramadıkları için akrabalarına özellikle babaanne ve dedesine çok kırgındır. Bir gün Türkiye'den haber gelir dedesi vefat etmiştir. Ona miras bırakmıştır, kafasında bir sürü soruyla beraber Yasemin Türkiye'ye gelir ve dedesinin evine gelir ona bıraktığı mirasın bir sandık ve içinde olan mektuplar ve günlüktür. Onları okumaya başlayınca babaanne ve dedesinin Köy Enstitülerinde yaşadıkları, gerçekte yaşananlar onu bambaşka bir dünyaya götürür, geçmiş ve gelecek arasında gidip gelir.
Aslında yıllardır yalnız olmadığını,yalnızlığın sadece aranmak olmadığını bir takım anılarla daha iyi anlar.
Kitabı okurken daha önce de dediğim gibi gözyaşlarımı tutmadığım yerler oldu. En çok da Koy Enstitüleri ile yazılanlar beni çok etkiledi.
Yazarımızın diğer kitaplarını da okumak kısmet olur inşallah.
@bigeguvenkizilay
@inkilapkitabevi
#neokudum #okudumbitti #yorumzamanı #vuslatınkitapkurtları #instakitapyorumu #instakitap #kitapönerisi #heryerdeokuyanlar #inkılapkitabevi #bigegüvenkızılay
Bige Güven Kızılay 1966’da Ankara’da dünyaya gelmiştir. TED Ankara Koleji ve ODTÜ Sosyoloji Bölümünü bitirdikten sonra, tekstil yaşamına devlet memuru olarak Sümerbank’ta çalışarak başlamış, EGS Holding ve Tekstil Yatırım Holding yapısında Pazarlama Müdürü ve İstanbul Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. Güneydoğu Anadolu’da ilk konfeksiyon atölyelerini kuran TYH Tekstil’den Genel Müdür Yardımcılığı görevi sırasında ayrılmıştır. 2003 yılından beri Pesh Collection markası ile, oteller için özel tasarım bornozlar üretmektedir. Facebook’ta “Hayal Ağacım” sayfasında yazılarını okurlarıyla buluşturmaktadır.