Sonunda bitti. Uzun bir süredir okuduğum, okumaya çalıştığım ısrarla bitirmeye çalıştığım bir kitap oldu benim için çünkü bu kitabın bendeki değeri ilk okumaya karar verdiğimde uzun süredir Türkçeye çevrilmesini beklediğim, çok sevdiğim bir filmin senaryosu olmasından kaynaklanıyordu. İlk filmi izlediğim zaman kitabın film kadar etkili olamayacağını düşünüyordum açıkçası ama görünen o ki nadiren de olsa yanılabiliyorum ve bu benim için yeterince sinir bozucu:) Hazır konu yanılmaya gelmişken bence Bela Tarr bu kitabın hakkını verememiş tam olarak, yazarın uzun cümlelerden oluşan ağır dili, çoğu gündelik olayları anlatımın karanlığından harmanlayarak sunuşu çoğu yerde filmin asla veremeyeceği duygular oluşturması büyük toplumsal krizleri sınır tanımaz bir şekilde dramatize edişi, kısacası daha başarılı bir çalışma olmuş bu yönleriyle filmden. Ama şunu söylemem lazım kitabın sonları çok sıkıcı bir anlatımın tutsağı olmuş gibiydi bu konuda film daha başarılıydı. Tabi bağlantıları kurmak için öncelikle yönetmenle yazarın ilişkileri de göz önüne alınmalıdır hatta filmde kullanılan müziklerinde işin içine dahil edilmesi lazım çünkü Bela Tarr, hep aynı kişilerle çalışıyor ve bunlarla sanki bir bütün halinde ilerliyor gibi bana kalırsa bu kitabın filminde kullanılan müzikleri Mihaly Vig dışında bir müzisyen yapmış olsaydı aynı duyguları veremezdi aynı şekilde Krasznahorkaı dışında bir yazarın elinden çıkan bir senaryoda aynı etkiyi göstermezdi. Daha çok filmden ve Bela Tarr'dan bahsetmek istiyorum. Bahsetmemin sebebi de bu kitabı okumaya beni sürükleyen şeyin asıl sebeplerinin bunlar olması. Kitabın konusu genel olarak basit bir şekilde ilerliyor ama genel olarak kabul görmüş öykücülük geleneğinden farklı olarak bir başlangıç yapar ve bazı yerlerlerinde aynı kural ihlalleriyle