Sisyphos

Karanlığın ağırlığından kaçtılar
Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Sonunda bitti. Uzun bir süredir okuduğum, okumaya çalıştığım ısrarla bitirmeye çalıştığım bir kitap oldu benim için çünkü bu kitabın bendeki değeri ilk okumaya karar verdiğimde uzun süredir Türkçeye çevrilmesini beklediğim, çok sevdiğim bir filmin senaryosu olmasından kaynaklanıyordu. İlk filmi izlediğim zaman kitabın film kadar etkili olamayacağını düşünüyordum açıkçası ama görünen o ki nadiren de olsa yanılabiliyorum ve bu benim için yeterince sinir bozucu:) Hazır konu yanılmaya gelmişken bence Bela Tarr bu kitabın hakkını verememiş tam olarak, yazarın uzun cümlelerden oluşan ağır dili, çoğu gündelik olayları anlatımın karanlığından harmanlayarak sunuşu çoğu yerde filmin asla veremeyeceği duygular oluşturması büyük toplumsal krizleri sınır tanımaz bir şekilde dramatize edişi, kısacası daha başarılı bir çalışma olmuş bu yönleriyle filmden. Ama şunu söylemem lazım kitabın sonları çok sıkıcı bir anlatımın tutsağı olmuş gibiydi bu konuda film daha başarılıydı. Tabi bağlantıları kurmak için öncelikle yönetmenle yazarın ilişkileri de göz önüne alınmalıdır hatta filmde kullanılan müziklerinde işin içine dahil edilmesi lazım çünkü Bela Tarr, hep aynı kişilerle çalışıyor ve bunlarla sanki bir bütün halinde ilerliyor gibi bana kalırsa bu kitabın filminde kullanılan müzikleri Mihaly Vig dışında bir müzisyen yapmış olsaydı aynı duyguları veremezdi aynı şekilde Krasznahorkaı dışında bir yazarın elinden çıkan bir senaryoda aynı etkiyi göstermezdi. Daha çok filmden ve Bela Tarr'dan bahsetmek istiyorum. Bahsetmemin sebebi de bu kitabı okumaya beni sürükleyen şeyin asıl sebeplerinin bunlar olması. Kitabın konusu genel olarak basit bir şekilde ilerliyor ama genel olarak kabul görmüş öykücülük geleneğinden farklı olarak bir başlangıç yapar ve bazı yerlerlerinde aynı kural ihlalleriyle
1000k
Direnişin MelankolisiLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 2023168 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İçe Dönmenin Tahrip Ettiği
Puan vermedi·479 syf.··
2023 4. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2023 01:59
Yıllar sonra tekrar Oğuz Atay'ı okumamın tek sebebi Perec'ten esintiler bulmaktı. Ama bu büyük bir yanılgıydı malesef öyle olmayacağını bile bile yine de okumak geldi içimden. Kötü okurların bayılarak okuduğu her yerde kötü bir pazarlama taktiği olarak mutlaka tavsiye ettiği bir yazardı neticede Oğuz Atay. Çok mu kötü kesinlikle değil bazı cümleleri kaliteli ama hemen ardından gelen hiçbir yere vardırmayan anlamsızlık metnin tamamını bozuyor. Bir yerden sonra artık insanlar beni anlamıyorlarcılar, anlaşılmıyorumcular, bana kitapları verin başka bir şey istemiyorumcular, birden bire her şeyi mahveden düşüncenin aptal, iğrenç sözcükler eşliğinde dışa vurumcular, evet hep bundandı bundan olacağa benziyor da Oğuz Atay'cılar. Kendimle çelişiyorum diyebilmeli, insanlar beni anlamıyor diyip insanı anlamanın mümkün olmadığını savunan yazar. Art arda yazılan sözcüklerin, anlamsız bir karmaşa yaratılarak oluşturulmaya çalışılan sitemleri... Ama bir mucize bekliyor muydum? Asla! O kişi değilsin yağmurun yağışını hissetmeyen, gecenin gelişini görmeyen, o adsız iç çekişmelerin çorak bir araziye benzeyen düşüncenin fırtınasında kopan çığlığından başka kim olabilirsin ki. Milyonuncu kez, ne deneyimin gerçekliğini aramak, ne de ruhunun örsünde soyunun yaratılmamış bilincini dövmek için çıkıyorsun yola. Hiçbir sınama beklemiyor seni, hiçbir sisyphos kayası, hiçbir kupa hemen elinden alınmak üzere sana sunulmayacak, hiçbir karga göz yuvarlarına göz dikmedi, hiçbir akbaba sabah, öğle ve akşam gelip senin karaciğerini didiklemek gibi sıkıcı ve tatsız bir işi başına almayı düşünmedi. Ölmedin, delirmedin.. Bütün bu anlattıklarımın bu kitapla ne alakası var diye soracak olursanız işte tam da burda başlıyor aradaki ince çizgi, aradaki dayanılmaz fark. Oğuz Atay'ı bu yüzden sevmiyorum çok
1000k
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,8bin okunma
"Tüm zamanların en büyük şairine sevgiyle..!"
Puan vermedi··
Beğendi
Arthur Rimbaud, "şair olmak istiyordum ve kendimi kahin kılmaya çalışıyorum" diyor mektubunda. Tüm zamanların en asi şairi eski şiir anlayışını yerle bir eden bir deha. Bir yerde şair sahiden ateş hırsızı olmalıdır diyor. Promethe nasıl insanlara ateşi çalarak özgürlüklerine yol açtıysa şair de insanlara duygularında özgür olmazları için kendini yakmaya hazır olmalıdır. Yoksa kendi ateşinde yanmamış bir şairin küllerinden tekrar doğuşuna nasıl tanıklık edebiliriz ki başka türlü. Şuan ki yazanlara bir diyeceğim yok tabi çünkü gerçekten de konuşulması bile zaman kaybı olur. Neyseki şuan ki şairleri görmüyor Rimbaud, kahrından ölürdü. (Kendini keman sanan odunların vay haline) Mektubunda Ben'i anlamamış birinin yazabileceğine inanmıyor zaten. Tabi onun için konu sadece şiir değildi, şiir onun dağdan çaldığı ateşti, insanların duygularına öncülük etsin diye. Asıl derdi kendisiyleydi ve Afrika'nın uçsuz bucaksız çöllerinde dolanmaya susamış ruhundaydı. Şu şiirinde olmak istediği yerin hayali yatıyordu: "Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim ... Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar. Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen düş Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu, Çekip gideceğim buralardan, çingene gibi, başıboş Doğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu" Onun en büyük destekçisi ve bir çok defa kaçmasına yardım etmiş öğretmenine bile yüz çevirir tekrardan öğretmenliğe döndüğünü öğrendikten sonra. Herkese ateş püskürürken bir tek Baudelaire'i büyülü buluyordu. Kalıpları kuralları tanımıyordu, yaşadığı yerin küçüklüğü, insanların sığ görüşlülüğü çöp olmuş geleneklerine katlanamıyordu belki bu yüzden öğretmenini affedemedi. Sadece Fransa değil dünya şiirine bıraktığı en büyük armağanıydı asi oluşu çünkü yeni bir şiir tarzının doğuşuna öncülük etti. Ama ne yazık ki
Şiir
Kâhinin MektuplarıArthur Rimbaud · Sel Yayıncılık · 202077 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2021 49. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2021 01:41
"Savaşı icat eden görmesin cennet!" Bu söz bu kitabı özetler nitelikte. Sadece cephede süren bir şey değildir savaş, savaşın değiştirdiği, dönüştürdüğü bir geleceği de içine alan insanın dışarıda bırakılmasının tamamını kapsayan çürümüş bir olgudur savaş. Tarih, savaş imajlarının çığlıklarıyla doludur! Bunca acının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan şey ise faşizmin ta kendisidir. Bachmann; "Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar," derken çok haklıydı. Çünkü faşizm sadece büyük kitle hareketlerinin eyleme geçmesinden sonra varlığını gösteren bir ideoloji değildir, aksine yaşamın içindeki küçük farklardan beslenerek aptal zihinlerde kuluçkaya yatmasıyla büyüyen, canavarlaşan bir yok etme düşüncesidir. Her ne kadar kabullenmesek de her birimizin içinde birer faşist yatar çünkü insan kendi düşüncesinin dışında kalan şeyin düşmanıdır. Bunun üzerinde incelemelerde bulunan Weil, "Ne alıkoyuyor bizi, karışımızdakinin gözlerini çıkarmaktan!" diye başlamıştı denemesine. Bu kitaptaki baş kahramanımızın içine düştüğü durum bunu açıklar nitelikte bence: kapıların dışında bırakılmak! Dışlanmışlık, dışarıda bırakılmak. İnsan ancak elinden gücü alınıp da düşkün duruma düştüğü zaman yani temelinde yatan korkuyla yüzleşince ona elindeki gücü kullanmaya engel teşkil edecek düşüncesi yerleşir. Yoksa elinde yapma yetkisi, gücü bulunan insan bir şekilde karşısındakinin gözünü çıkarıyor! Bu basit bir tanımlama ya da kısır bir bakış açısı gibi gelebilir tabi bunu sadece fiziksel bir eyleme sıkıştırırsak ama olay sadece ondan ibaret değil. İnsanın acımasızlığı bu noktada ortada çıkar, yapabiliyorum, yapmaktan neden eksik kalayım düşüncesinde. Yoksa insanı çok masum bir varlık gibi görmeye bizi duygularımız mı yöneltiyor aksi halde yeryüzünde bu kadar kötülüğün olmasının başka bir
1000Kitap
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · Can Yayınları · 20217,9bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2021 47. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2021 01:38
"Senin kadar güzel olabilir mi en korkunç günah?" Kıskançlığın, sefaletin ve tahakküm altına alınmanın doğurduğu sonuçları kısa ama derin cümlelerle dile getiren ve sonu tamamlanmamış bir tiyatro. –bunun roman olmasını daha çok isterdim– Eserin baş kahramanı Woyzeck, bir berber aynı zamanda bir dokturun deneği. Birlikte olduğu kadının onu aldattığını öğrenince dayanamayıp kadını bıçaklar. Konusu bu kadar kısa ve pek bir sapma yok konunun dışına çıkan belki de tamamlanamadığı için de bu kadar kısa olmuştur. Her şeyden çok yazarın dili çok dikkatimi çekti ve bana kalırsa çok iyiydi. Bir yerde geçen, "Senin kadar güzel olabilir mi en korkunç günah?" bu cümle bana Voznesenski'nin Oza'sını hatırlattı. Sanki iki eseri aynı yazar yazmış gibi geldi bana. Daha sonrasında devam ediyor, "Bu kadar büyük günah ... Gökteki melekleri bile kaçırtır günahının kokusu! Günah kadar güzelsin..." ve Oza'da ise, "Ve görmek, senden ancak payını alan bir ağzı kalabalıklar sürüsünün ortasında..." ve devam ediyor Oza: "O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi sert yıldızlar çaktım!" ve Böchner de şöyle yazıyor: "Hayır, bir şey olmalı sende! Her insan bir uçurumdur; başın döner dibine baktın mı!" bunun gibi çoğu yerinde cümleler şiirseldi ya da sadece bana öyle gelmiş olabilir sonuçta burda laf olsun diye yazıyorum Bişeyler. Aynı zamanda çoğu yerinde ise bir isyan, bir yakınma var gibiydi:" Beri yandan bir yolcu, zamanın akışına yaslamış sırtını, duruyor ya da Tanrı’nın kerametine akıl erdirmeye çalışıyor ve soruyor kendi kendine: İnsan ne içindir? İnsan ne içindir? Ama gerçekten, söylüyorum size bakın: Eğer Tanrı insanı yaratmasaydı, neyle geçinirlerdi köylüler, badanacılar, ayak kabıcılar, doktorlar? Eğer İnsanın içine utanma denen duygunun tohumunu ekmeseydi,neyle geçinirdi terziler? Ya askerler
1000Kitap
WoyzeckKarl Georg Büchner · Mitos Boyut Yayınları · 2009329 okunma