Hayatın kurgusu bizi yanıltıyor olabilir. Çocukken genç olmayı, gençken işleri yoluna koymuş bir yetişkin olmayı hayal ediyoruz. Yetişkinler sırayla çocuk, torun ve emeklilik hayal ediyor. Emekliler uzun yaşamayı, uzun yaşayanlar belki ölümsüzlüğü. Böylece içinden geçip gittiğimiz vakitlerle tanışamadan, o vakitleri, ilerideki muhayyel başka vakitler için feda ederek ilerliyoruz. Yaşadığımız hayat, hayali bir hayat kadar dikkatimizi çekmiyor.
Üstelik, yeni yapılan araştırmalar bir başka gerçeği ortaya çıkarmıştı: savaşların psikolojik kurbanları vardı, ama bunların sayısı stres, tekdüzelik, doğuştan gelen hastalıklar, yalnızlık, dışlanmak gibi sorunların kurbanlarından çok daha azdı. Bir toplum, savaş, hiperenflasyon, salgın hastalık ve benzeri ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunda intihar sayısında hafif bir artış görülse de, depresyon, paranoya, psikoz vakalarında belirgin bir düşüş kaydediliyordu. Söz konusu sorun çözümlendiğinde vakalar gene normal düzeye dönüyordu. Dr. İgor’a göre bu şu anlama geliyordu: insanlar ancak koşullar buna elverdiğinde delirme lüksüne sahiptiler.
Hiçbir şey öğrenemedin mi daha, ölüm kapındayken bile? İkide bir onu rahatsız edeceğim, bunun canını sıkacağım diye düşünmesene. İnsanların hoşuna gitmiyorsa şikayette bulunabilirler. Şikayet edecek cesaretleri yoksa bu onların sorunu.”