Güzellikle hemhal olmak,başlı başına bir şifadır. Üstelik güzellik bizi adalete davet eder. Bir çiçeğin, bir ağacın, bir hayvanın güzelliğini idrak edebilen kişi onlara zarar veremez...
Güzelliği yaşayan kişi kabına sığamaz, hayatı açar ve hayat tarafından açılır, bir bağ kurar... İşte bazen, en
derin varlığımızla dış alem arasında bağ kuramayışın verdiği yalnızlık, bizi hastalandırır. Kozmik yalnızlık. Istırabın kaynağı belki kişisel sorunlarımızdır ancak onu berkite , içinden çıkılmaz hale getiren çirkinliğin ta kendisidir. Bazen depresyon süregiden bir çirkinliğe verilmiş bir direnç tepkisidir. Bize mevzilerinden ateş yağdıran bir çirkinliğe karşı ruhumuzu sakınmak ister, sipere yatarız. Çirkin şehirler, çirkin ilişkiler veya çirkin sözler karşısında geri çekilmek, varlığımızı savunmak son çare olur.
Bazen acının çölünde kaybolup gider insan. O karanlık hücreye sızan bir ışık huzmesi de yoktur. Dünyayı karaltı ve gölgelerden okuyan ruh, kendi evinde olamamanın bilgisiyle ağrır. İnsanın dilinden dökülen kelimeler kendine dokunacak bir mesafede değildir. Kelimeler şifa olmak bir yana, o yarayı daha da kanatır. Sessizliğin şiltesini üzerine çeker de dünya gözüne ilişmesin, kulaklarına değmesin ister kişi. İçindeki çığlığı kimsenin duymayacağı kadar uzağa gitmek ister. Bu karanlığı delecek bir sevinç parıltısına ihtiyaç var. Sevmeye devam etmek. Umut etmek. Yerinden edilmiş bir ağacın dünyaya tutunmak için kök salacağı bir zemine ihtiyacı var.
Hayatlarımız, ağır tahrik altında. Misal: Terbiyeli bir insana sürekli "terbiyesiz" derseniz, sonunda dayanamaz ve bir şey söyler. Sonra da siz, bunu, "bakın, ben demiştim" diye kullanmaya başlarsınız. Bilmem anlatabiliyor muyum? Önce öfkelendirir, hemen ardından da "çok öfkeli" deyip sükûnete davet ederler...
İbrahim Tenekeci / gazete köşe yazısı