Ebeveynler çocuklarının tüm isteklerine “onları sevdikleri için” katlanır ama aile terapisti için bu tutum, “sorumsuz ebeveynlik”tir. Peki, sevgi nerede kalıyor bu durumda? Bu kitapta amacımız “sevgi” kelimesinin etrafındaki kargaşayı ortadan kaldırmak değil, duygusal sağlığımız için gereken türde sevgi kavramına eğilmektir. Pedagoglar, bir çocuğun duygusal açıdan dengeli olması için belli açılardan tüm duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve bulunması gerektiğini vurgularlar. Bu duygusal ihtiyaçlardan hiçbiri, sevgi ve şefkat ihtiyacı, bir yere ait olduğunu, istenip kabullenildiğini hissetme ihtiyacı kadar esas değildir. Çocuk yeterince şefkat gördüğü takdirde, sorumluluk sahibi, bilinçli bir yetişkin haline gelir. Aksi halde, duygusal ve sosyal açıdan gelişiminde geri kalacaktır. Şu benzetme hoşuma gider: “Her çocuğun içinde, sevgiyle doldurulması gereken bir ‘duygu deposu’ vardır. Çocuk gerçekten sevildiğinde, doğal ve olması gerektiği gibi gelişir. Sevgi deposu boş kaldığında, çocuk yanlış davranışlara yönelir. Çocukların yaramazlıkları genellikle bu sevgi deposundaki boşluktan kaynaklanır.”