İyiliğimizi düşünmeyen, bizi aciz duruma sokma, küçük düşürme ihtiyacı içindeki insanlara kendimizi emanet ettiğimizde ya da emanet edildiğimizde küçük düşeriz. Kendimizi onlara bıraktığımızda bizi bırakır giderler. En kötü haliyle, kavrayamamak habis
bir acizliktir ve böyle durumlarda insanın kendine ait bir odaya değil kendine ait bir gruba ihtiyacı olur. 
Ölümün gerçekliğiyle kendi varlığının gerçekliğinin çarpıştığını, varlığının parçalandığını, dağıldığını, bazı parçalarının havada uçuşan sönmüş küller gibi içine bir daha asla dirilmeyecek ölü parçalar halinde yığıldığını hissetti.
“Onu kimseyi sevmediğim gibi sevdim. Nasıl olduysa onu çok derinlerimde bir yere yerleştirdim. Biri ona dokunduğunda, benim varlığımın özüne ya da o öze çok yakın bir yere dokunuyor. Onun için böyle dengem altüst oluyor.”