Türkiye aydınlarının cevap veremediği iki soru var. Biz kendimizi, Afrika karaları içine giden Belçikalı gibi yığın zaaflarının sömürücüsü mü yoksa onlarla tarih, kan, dil ve din kardeşi olduğumuzdan kendilerini bu zaaflardan kurtarıcı mı saymalıyız. 1946'dan beri politikaya giren aydınlar, yığını bu zaaflardan kurtarıcı Atatürk devrimlerini hele eğitim birliği ile laisizm devrimini bıraktıkları için sözde demokrasi prensiplerine uygun, gerçekte tam sömürücü gibi davranmışlardır. CHP'nin bu olup bittilere karşı koyacak yerde onları benimsemesi ve sarılışlarını "demokrasi kefareti" sayması Türk gençliğini en aşırısına doğru sola kaydırmasına neden olmuştur.