Bizim memlekette kendini göstermek için ortaya atılmak pek yaygındır. Atatürk ise kendini göstermekle kalmadı, elini taşın altına koydu. Bulgaristan'da ataşe olarak rahat bir hayat yaşayabilecekken savaşa katılmak için defalarca dilekçe yazdı. İstanbul'da saraya sırtını dayayarak sıkıntısız bir yaşam geçirebilecekken kendisini Anadolu'ya göndertti. Bizzat padişah tarafından İstanbul'a çağrılmasına rağmen mücadeleden kaçmadı ve hakkında verilecek idam kararını göze aldı. Gelişmeye cüret edecek kadar cesur değilsen hayatta iz bırakamıyorsun. Sorumluluk almanın da mücadele etmenin de sesini çıkarmanın da esas şartı cesur olmak bana kalırsa.
İstiklal marşımız da bildiğiniz gibi "korkma" sözleriyle başlar.
Keşke dememek istiyorsak, imkanlarımız dahilinde canımız ne zaman ne yapmak isterse onu yapmalı, hiçbir zaman hayattan geri durmamalıyız. Tabii bu arzu ve istekler, başkalarına zarar vermiyor ve bizi müşkül durumlara sürüklemiyorsa...
Tolstoy'un etkisi yıllar veya on yıllarca ölçülemeyen bir etkidir; bu etki daha uzun süre devam edecektir. Milyonlarca kopyasıyla onun eserleri bütün dillerde okunmuştur. Bu eserler tüm sınıfların ve milletlerin adamlarına ve kadınlarına hitap eder ve her yerde aynı etkiye yol açar. Tolstoy dünyada bugün en çok sevilen, hatta en dokunaklı biçimde sevilen adamdır.