Ürün olarak en güzel maslahatları veren kazanma şekli, amellerin en faziletlisidir. Mefsedetlerin en çirkinini doğuran kazanma şekli ise amellerin en rezilidir. İrfan, iman ve Allah'a itaattan daha yararlı bir mutluluk, Allah'ı bilmemekten, küfür, fisk ve isyandan daha kötü bir azgınlık yoktur.
Pek çok kişi Hz. Peygamber'in şu hadisini zikreder: "Evlenin, çoğalın, zira diğer ümmetler karşısında sizin çokluğunuzdan iftihar ederim..". Fakat Hz. Peygamber, diğer ümmetler karşısında kendi ümmetinin câhilleri, fâsıkları (ahlaksızları ve günahkârları) ve zâlimleriyle değil, ancak iyileri, sâlih amel yapanları ve faydalı olanlarıyla iftihar edecektir.
Başka kimseler de gördüm. Onlar da, kin kusan düşmanlarıyla, ondan hoşlanmayan ve bu konuda hırslı davrananlarla, İslam'dan korkan ve bu sebeple pusuda bekleyenlerle Islam'ın büyük savaşını ihmal ederek günlük mücadelelere girip cüzî ve ihtilaflı meseleler yüzünden sert kavgalara tutuşuyor-lar, Hatta Amerika, Kanada ve Avrupa gibi Batı memleketlerinde yaşayan müslüman azınlıklar ve göçmenler arasında da durum böyledir. Onların en mühim mesele olarak şu konulara emek verdiklerini gördüm: Saat sol kola mı yoksa sağ kola mı takılır? gömlek ve pantolan yerine beyaz elbise giymek vacib midir, sünnet midir? kadının mescide girmesi helal mıdır, haram mıdır? Masada yemek yemek, yemek yerken sandalyede oturmak, kaşık çatal kullanmak kâfirlere benzeme hükmüne girer mi girmez mi? Ve bunlardan başka vakitleri yiyip bitiren, cemaatleri dağıtan, kin ve nefret meydana getiren ve gayretleri, çalışmaları zayi eden diğer meseleler. Çünkü bunlar hedefsiz gayretler ve düşmana karşı olmayan mücadelelerdir.
Her yılın hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin müslümanın iştiyaklı bir şekilde nåfile hac yaptıklarını görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nâfile hacca bir de umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmış-tır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını Filistin'de Yahudilerle veya Bosna-Hersek'te Sırplarla savaşmak, Endenozya'da veya Bangledaş'teki yahut diğer Asya ve Afrika ülkelerindeki Hristiyan misyonerliğine karşı yapılan mücadeleye destek sağlamak, bir davet merkezi kurmak, zamanı olan uzman davetçiler hazırlamak ya da telif-tercüme yapıp faydalı İslamî yayınlar oluşturmak için talepte bulunduğun zaman başlarını büktüklerini ve kibirli bir şekilde yüzlerini çevirdiklerini görürsün. Halbuki Kur'an'da açık bir şekilde dînî mücadeleye (cihada) ilişkin amellerin hac amellerinden daha faziletli olduğu ortaya konulmuştur. İlgili âyetler şöyledir:
"[Bir tek] hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarıp gözetmeyi, Allah'a ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren biri(nin üstlendiği görevlerle bir mi tutuyorsunuz? Bu (görevler) Allah katında hiç de denk değildir. Ve Allah (bile bile) zulmeden topluluğa asla hidayet vermez. (Ama) inanan, zulüm ve kötülük diyarını terk eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla her türlü çabayı gösteren kimseler (e gelince,) Allah katında en yüksek onur payesi onlarındır; ve onlardır, (sonunda) kazanacak olan! Rableri onları kendi katından (doğup gelen) bir rahmetle (kendi) kendi hoşnutluğuyla ve (nihayet) kendilerini