Suâl-i zâhid-i har-tıynet-i alef-hara
Verilse kâh revadır cevâb içinde cevâb
Sünbülzade Vehbî'ye (Ö.1809 ) ait olan bu beyitte görünen anlamlar, göze çarpış sırasına göre şu şekilde sıralanabilir:
1. Ağzından alevler saçan şu ateş yaratılışlı (öfkeli) sofunun sorusuna cevap içinde cevap verilse revadır.
2. Saman gibi laf geveleyen eşek yaratılışlı (inatçı) sofunun bu sorusuna dönüp dönüp cevap verilse çok değildir.
3. Nasibi yulaftan öte geçemeyen eşek huylu sofunun bu dilenmesine karşılık olarak kendisine saman verilse yakışır.
İsterseniz şimdi de beyitteki kelimelerin bazı eşanlamlarını vererek dil zenginliğine dikkat çekelim ve diğer anlamları size bulduralım.
Suâl, Arapça'da "soru" ve "dilenme, dilencilik" demektir. Türkçe okunuşuyla su+al, suyu ve ateş rengi olan kırmızı rengi karşılar (Har, yani "sıcaklık, ısı" ile alef, yani "alev" kelimelerinin aynı dizede olması bu rengin şair tarafından kızıla boyandığı ve boşa kullanılmadığını gösterir.)
Har, Farsça'da "eşek" anlamına gelir. Har-tıynet, "eşek huylu, eşek yaratılışlı, eşek gibi demek olur. Öte yandan har kelimesinin Türkçe'deki iki anlamından ilki "sıcak, ısı, kızgın", diğeri de "acı ve keskin bir taf'dır ve her ikisine göre de beytin anlamı bir kat daha zenginleşir.
Alef, Farsça'da "hayvan yemi; ot, saman" demektir. Türkçe'deki yulaf aynı kelimedir.
Ancak kelimenin halk ağzında "alev" anlamıyla alef biçiminde telaffuz edildiği bilinmektedir. Alef-hâr tamlamasındaki hâr, Farsça'da "alçak, bayağı, hor, zavallı" anlamı yanında "yiyen, yiyici" anlamıyla birleşik kelimeler yapar (köfte-hâr = köfte yiyen, köftehor; veya hun-hâr = kan içici, hunhar gibi). Burada kelimenin ikinci anlamı amaçlanmış ama birinci anlamı da (saman kadar alçak, hakir) çağrıştı-rılmıştır. İkisinin ortak iması ise sofu için "saman