Yaşananlar ve yaşanmayanlar arasında çok fark var mıydı? Olmalı mıydı? Belki de yaşadıklarımız yaşayamadıklarımızın bir göstergesiydi. Oysa zaman bizden öteye gidemezdi. Her şeye anlam yüklemek zorunda kalmak ne çaresizdi, sessizce köşede beklemek varken. Gökyüzü, bulutlar, kuşlar bizleri izlerken, yağmur damlaları, kar taneleri üzerimize konarken ne hissettik acaba ?
Düşünmek zor değil düşünememekte bütün mesele. Yaşamak zordu yaşamamak değil. Anlamak değil anlatmak zordu. Oysa her şeyi düşünüyormuş zihin taşımız. Efsunkâr bu dünyada yaşamı anlamlı biterebilecek miyiz ki hayattayız...
Yanlış insan, yanlış yer, yaşam ve kişi değil midir ? Sahi mi ? O zaman neden hâlâ mutsuzsun ? Kalp bir porselen değildir. Ama evet porseleni kırınca nasıl eski haline döndüremezsen kalpte öyledir, kalbi kırarsın bir daha eski hâline eski insana döndüremezsin. Zamanın yanlışlıklarına kapılmamak gerekir yoksa kırılacak bir kalbiniz bile kalmaz.
Sevgiyi doğru yer, zaman ve kişi de aramak lazım. Sadece ufak bekleyiş belki de bir hiç uğruna bu bekleyiş...