Söz konusu olan, onların öğrenilip anlaşılmasıdır. Eğer ortada öğrenilebilir, anlaşılabilir, kabil-i tatbik, geçerli ve insicamlı ilkeler varsa, o zaman bir gelenek ortaya çıkmış demektir.
Geleneğin içinde yetişmiş olan birisi, eline aldığı geleneksel metni, gelenek dışındakinin okuyuşundan daha farklı bir şekilde okur ve anlar. Her ne kadar iki şahıs da benzer beceri ve malumatlara sahip iseler de (dil bilgisi, tarih vs.), gelenek içinde yetişmiş olanın, bildikleri ile gelenek dışından gelenin bildikleri arasındaki farkın, özellikle birincinin farkında olduğu ifade edilmemiş malumatın, önemi burada ortaya çıkar.
Geleneğin terki, yerini yeni bir geleneğe bırakmadığı veya yenilik taraftarları yeni bir gelenek oluşturamadıkları için veya yenilik olarak kabul edilenler, bir geleneği oluşturacak esasları havi olmadıklarından dolayı yeri doldurulamadan kaldı.
Türkiye'de yaşayan insanlar olarak, İslâm dünyasına bakışta belki de duygu yoğunluğu en yüksek milletiz. Dolayısıyla, meseleleri ele alırken duygu ve his eksiğimiz yok. Fakat altı bilgiyle doldurulmayan duygular, insanları sadece slogana ve hamasete sürükler.