Her klasikle dost olmak gerekmiyormuş. Bunu bana en net hissettiren kitaplardan biri Madam Bovary oldu.
Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey hayranlık değil, daha çok bir uzaklıktı. Flaubert'in kalemindeki ustalığı inkâr etmek mümkün değil; karakterlerin ruh hâllerini, dönemin atmosferini ve insanın bitmek bilmeyen arayışlarını büyük bir dikkatle anlatıyor. Ancak tüm bu ustalığa rağmen romanla aramda bir bağ kuramadım.
Emma Bovary'nin mutsuzluğunu okudum, hayallerini okudum, hayal kırıklıklarını okudum. Fakat onun peşinden sürüklenemedim. Sürekli başka hayatların özlemini duyması, elindekilerle yetinememesi ve mutluluğu hep başka yerlerde araması bir noktadan sonra beni karaktere yaklaştırmak yerine ondan uzaklaştırdı. Onu anlamaya çalıştım ama sevmeyi başaramadım.
Belki de beni en çok zorlayan şey, romanın bende herhangi bir duygu uyandıramamış olmasıydı. Ne öfke, ne üzüntü, ne de merak... Sayfalar ilerledikçe hikâyenin içine girmek yerine dışında kaldığımı hissettim. Kitabı bitirdim ama karakterler benimle birlikte gelmedi.
Yine de bu, kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Neden bir klasik olarak kabul edildiğini anlayabiliyorum. Sadece bazı kitaplar hayranlık uyandırırken bazıları okuruyla aynı frekansta buluşamıyor. Madam Bovary benim için edebî değerine saygı duyduğum ama kalbimde yer açamadığım kitaplardan biri...
Keyifli vakitler dilerim...