"İstikamet, rüzgarın estiği yöne göre yön değiştiren bir pusula değil; fırtınalar kopsa da adaletin ve doğruluğun safında elif gibi dimdik durabilme cesaretidir."
Biblioterapi Esnaf Evli
Kalabalıkların içinde yalnız kalmak, yanlış bir kalabalığın içinde kaybolmaktan çok daha evladır.
kızarım,neticede ben bir müslümanı görürsem inançlarıyla ahlakı arasında bir uyum yoksa,kızarım ama o kızgınlığım netice itibariyle bana şöyle bir sorumluluk yükler:Ben ondan daha iyi bir Müslüman olmalıyım,O yanlış yaptı,O inançlarına doğruluğuna uygun davranmadı,inançlarının gereğini yerine getirmedi, inandığı değerlerin ona yüklediği sorumluluğun hakkını veremedi ama ben daha iyi olmalıyım.Çünkü benim inandığım Din bana böyle bir mükellefiyet yüklüyor.
Muhammed Emin Yıldırım
Ne olur biraz bu mesele biraz farklı açılardan da bakalım. Mesela şu anda hiç kimse zengine kızıp paraya küsmüyor.
Öğretmene kızıp eğitime küsen de yok, Hakime kızıp hukuka küsende yok, ama mesele din oldu mu, imama kızıp camiye küsen, vakıfa derneğe kızıp hizmete küsen, diyanete kızıp dine küsen, devletin din noktasında söylediklerine kızıp dine küsen bir sürü insan var ama bu doğru bir şey değil!
İnanın ki birilerinin bu noktadaki din algılarından dolayı bizim dinle aramıza mesafe koymamız, en fazla bize zarar verir. Dinin sahibine bir zararı yok, dindar da yarın öbür gün o noktadaki sorumluluğunu vebalini zaten çekecek, Ama en başta kaybeden O noktada kendisini başkalarının yanlışlarını üzerinden konumlandıran olur. Onun için bunları bir kere iyice değerlendirmiş olalım.
Muhammed Emin Yıldırım
Eğer dinin sahibi dindarlar olsaydı, Evet küsülebilirdi ama dinin sahibi dindarlar değil, bir kere bunu çok çok iyi anlayalım.
Dinin sahibi dindarlar olsaydı, ne yazık ki dindarlar şu anda iyi bir görüntü vermiyorlar, gerçekten birçok hataları var, birçok kusurları var, inançlarına inanç değerlerine uymayan halleri var.
Netice itibariyle dinin sahibi onlar değil ki, din bir ideoloji değildir ki, o ideolojinin teorilerini uygulayanlar uyguladı uyguladı, uygulamadı tarihin çöplüğüne atılır gider böyle birşeyde değil.
Dinin sahibi ne dindardır ne kendisini Müslüman olarak tarif eden ve yine takdim eden insanlardır ne Ehli sünnetim diyen insanlardır, ne falanca meşrepte filanca mektepte olan insanlardır, bunların hiçbiri değildir.
DİNİN SAHİBİ ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH'TIR. Allah o dini göndermiş ama kendisine dindar diyenler o dinini hakkıyla TEMSİL edememişler, o onların sorunu ve onlar soru o sorguya çekilecekler, hele ÖNDE OLANLAR hele TOPLUMA ÖRNEK noktasında durması gereken yerlerini tam anlamıyla yerine getirmeyenlerin hesabı çok çok derin olacak ama bir kere biz bilelim ki DİNDARLARA BAKILIP DA DİNE KÜSÜLMEZ.
Muhammed Emin Yıldırım
konuşmaya gerçekten gerek yok ama zeminde şu anda problem var. Kökte, temelde şu anda sıkıntılar var. Bunların giderilmesinin gayretini vermek durumundayız. Artık kendimizi bu noktada da ciddi bir biçimde sorgulayarak iman hakikatlerini öğrenme noktasında bir güzelliğe vardırmak durumundayız. Rabbimden niyazım odur ki hepimizi gerçek manada iman edenlerden, hakiki imanı elde edenlerden, hakiki imanı elde edip kâinata meydan okuyanlardan eylesin inşallah.
Muhammed Emin Yıldırım
temel meselesi olan tevhidi ve o tevhidin en önemli izharı olan “La ilahe illallah” cümlesini sanki yeni, bugün Müslüman olmuş gibi anlamaya davet ediyorum. Eğer “La ilahe illallah” kelime-i tayyibesini gerçek manada anlamış olsak o “La ilahe” derken yıkmamız gereken neler varsa onları anlasak; “İllallah” dediğimiz zaman nasıl bir Allah inancını yüreklerimize, kalplerimize, zihinlerimize, akıllarımıza ve tabi ki hayatlarımıza hâkim kılma noktasındaki gayrete meseleyi vardırsak o zaman imanın mutluluğunu tam olarak anlamış olacağız.
Muhammed Emin Yıldırım