Nikâhı İslâm’a göre, hayat tarzı ise Batı’ya ayarlı olan evliliklerde sorun bitmez. Aile; talimatla, bakanlık düzenlemeleriyle değil, Allah Rasûlü’nün(a.s.m) kurduğu nizama teslim olmakla düzelir.
Müslüman genç, İslâm üzerine “sadece” konuşan, yazan, çizen bir eşten ziyade; İslâm’ı “yaşayan”, İslâm diye derdi olan bir eş arar. İslâm ancak böyle bir kadının oturmasında, kalkmasında, yemesinde, içmesinde, kıyafetinde; hâsılı bütün hayat tarzında görülür.
En zarif eş, en latif baba, en ârif mürebbî, en kahraman kumandan, en adil devlet adamı O’dur. Kadını cahiliyye enkazından o çıkardı; yüreğini O onardı, dağılan aileyi o toparladı. Kızını gömen Arab’a, Acem’e, “En hayırlınız, eşine en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı en hayırlı olanınızım.” sözünü o buyurdu.
Genç ve güzel kadın hiçbir şekilde ahlakî kriter aranmadan itibar gördü. Önü açıldı. Alkışlandı. Erkeğin şehvetini tahrik eden hususiyetlerini yitirince ise yalnızlığa terk edildi. Halbuki İslâm evinde bir kadın yaşlanıp da yüzündeki çizgiler arttıkça, ona olan ihtiram da artardı.