"Çiçekleri isimlendirirken gösterilen ihtimam, iş duygularımıza gelince tembelliğe kaçmış olmalı. Halbuki içimizde kopan tarifsiz ve her biri birbirinden ayrı nice fırtınalar oluyor. Ne diyebilirim ki? Üzgünüm. Basitçe söyleyebileceğim bir üzgünüm şu anki duygularımı tarif etmiyor ne yazık ki."
Oysa mesele, bir insanın asla ailesiz yapamayacak olmasıydı. Ve ben bazen aşkın, sadece bu korku yüzünden içimizde peyda oluverdiğine inanacak gibi oluyordum. Bir gün aile dediğimiz kişilerin, yani annemizin babamızın bu dünyadan göçeceğini biliyor, içgüdüsel olarak o gün gelmeden bir an evvel yerine yenisini koyabileceğimiz bir yuva kurabilme telaşesi içine giriyorduk.