başta sıradan bir akıl hastanesi, hastalar ve doktor arasında geçen fikir teatilerinin olduğu bir hikaye gibi görünse de, içindeki her karakter ve mekanla, başta o dönemin şartlarına ve genel olarak insanoğlunun içinde bulunduğu kaosa karşı makul eleştiriler getiren bir hikaye olduğunu belirtmek gerek.
Çehov'un hikaye boyunca inceden inceye o dönemin rusyasına dair tespitlerini görüyoruz. hal böyle olunca, hikayenin geçtiği hastane rusya'yı temsil ederken, hastalar ve çalışanlar halkı, baş karakter olan ivan dimitriç ise toplumdaki farkındalık sahibi kesimi ya da başka bir deyişle aydın bireyi temsil ediyor diyebiliriz. dimitriç, yaşadığı toplumdaki baskılar, sınıfsal farklar, insanların duyarsızlığı, eşitsizlikler ve bunların neticesinde içine düştüğü yabancılaşma hissiyle suçluluk duygusuna boğulmuş, ve bu duygu yüzünden etrafında işlenen bütün suçların üzerine kalacağı endişesiyle hayatını sürdüren birine dönüşmüş bir karakter. öyle ki her sabah başka bir korku ve başka bir senaryo ile güne başlıyor adeta. bu öyle yoğun bir duygu ki, hem psikolojik hem de fizyolojik olarak ruh ve bedenini ele geçiriyor zamanla. ve bu durum, kaldırıldığı akıl hastanesindeki doktor yefimıç ile yaptığı, sisteme ve insanlara dair felsefik, psikolojik ve sosyolojik temalar barındıran, düşündüren ve sorgulatan sohbetlerle başbaşa bırakıyor okuyucuyu. dimitriç sistemi eleştirip çözüm arayışları ile boğuşan bir aydını temsil ederken, tam bir kitap kurdu olan, yeri geldiğinde gayet makul tespitler yapan yefimiç ise, onca bilgi birikimine rağmen, elindekine şükredip rahatını bozmak istemeyen `statükocu` tavrıyla dikkat çekiyor. deli olarak hastaneye yatan bir hasta ve onu tedavi etmeye çalışan bir doktor. ama zamanla herkesin zihninde aynı soru oluşuyor. “peki ya gerçekte kim akıllı? kim