Şairler ve yazarlar cankurtaran şoförü gibidirler. Yaşamın kul lvarında ter akıtırlar ve ölümü geçmek için koşarlar. Kendi adlarına hiç bir beklentileri, çıkarları yoktur. Gerçek şair ve yazarlardan söz ediyoruz elbette. Trafik sıkışıklığında bir can kurtaran aracının peşine takılan, küçük hesap peşindeki sürücüler ne yazık ki, edebiyat alanında da yol alabiliyorlar. Onların dize gelen dizelerinde ne polis, ne de cankurtaran aracınin sirenleri duyulur. Kulaklarını olup bitenlere kapatmışlardır çünkü.
"Mapushane penceresine oturmuş suskun bir adam neler düşünür leylekler geçerken?
Yakın geçmişin mutlu ve mutsuz günleri mi yeşerir gölünde? Güney'in pamuğa durmuş tarlaları, tuz ve deniz kokan ılık rüzgârları mı geçer aklından, yoksa incir kuşlarını, sıtma ağaçlarını ve yoksul baba evini mi özler? Bütün kuşlar göç mü eder yüreğinden, penceresinde yalnız mı bırakırlar onu?
"Sen cesur bir çocuksun. Ben de fena adam değilim. Tesadüf bizi karşı karşıya getirdi. Aramızdaki fikir aykırılığını ve siyasi kini bir tarafa bırakarak insan sıfatıyla ahbap olamaz mıyız?"