"Mezarlar! Mezarlar insanların geçmişidir. Ziyaret etseler de, etmeseler de. Geçmisimizi göme göme... İnciler sahte. Mezarlar boş. Sanır mısın ki, ölünü gömdüğün o mezar, emaneti sonsuza kadar saklar. Aç bak. Bütün mezarlar bomboş. Kara delik dedikleri, öyle sandıkları gibi, fezada değil toprağın içinde. Toprağın ta dibinde bir sürü kara delik var ve sen geçmişin olan ölülerini toprağa emanet ettiğini sanırken, aslında küçücük ve derin çok derin, uçsuz bucaksız kara deliklerden içeri atıyorsun. Ara bak bakalım mezarlardan birinde, herhangi birinde, ölünü, herhangi bir ölünü koyduğun gibi bulabilecek misin?"
Onun omuzlarında iki melek. İkisinin de gözleri kapalı. Uyuyorlar mı, ölmüşler mi belli değil. Küsmüşler mi? Ona sormak lazım. Ama günahından kurtulmak isteyen birine, omuzlarında taşıdığı, gözleri kapalı ve belki de ölü ve belki de çoktan ceset iki meleği hatırlatmanın zamanı değil. Gidenleri görmüş, dönmeyecekleri sabırla beklemiş birine, yaptıklarından pişman birine, omzundaki zavallı meleklerden bahsedemeyecek kadar üzgünüm ben de.
Hastane odasında uzun zaman geçirmek akıl karıştırır. İnsan hastane odasına yerleştikten sonra dış dünyanın gerçeğini bir anda unutur. Sanki orada doğmuş, hep orada yaşamış ve orada ölecekmiş gibi. Hayatın hastalıktan ibaret olduğuna ikna eder insanı hastane zamanları.