Hakikati dar bir pencerede arama. Allah'ı görmek için kainatın her bir zerresine bakman yeterli. Bir kuşun kanat çırpışında, bir okyanusun damlasında, bir ağacın yaprağında ya da gökyüzünde ki milyarlarca yıldızda görebilirsin O'nu.
İçine hangi kokuyu koyarsan koy kabın içindeki hava aynı kalır, değişmez. Ruhlarımız da böyledir işte. Eylemlerimiz, sözlerimiz, kişiliklerimiz ne olursa olsun içimizdeki öz değişmez, ruhumuz hep aynıdır, İlahi Olan'ın bir parçası olarak var olmaya devam eder. Bu nedenle en kötü eylemleri yapan da Allah'ın bir parçasını taşır. Sadece uykudadır. İçindeki korkulara ve nefsine yenık düşmüştür. Yaşayacağını yaşayacaktır lakin özü sadece deneyimler, o iyi ya da kötü hiçbir şeyden etkilenmez. Tıpkı bu havanın özünün güzel ya da kötü kokudan etkilenmediği gibi.
Tanrıya ulaşmak için aracıya ya da herhangi bir dine ihtiyaç yok! Tek korkunuz insanlar bunu fark ettikçe dinlerden uzaklaşacak ve bu sebeple dinleri kullanarak elde ettiğiniz gücü kaybedeceksiniz! Yoksa nasıl dini masallar olmadan başka bir devletin topraklarına saldırıp el koyma hakkına sahip olduğunuzu söyleyebilirsiniz, değil mi?
Onlardan değilsen devlet içinde bir noktaya gelmen katiyen mümkün değildi. Zira bu bir gelecek sorunu olarak görülüyordu. Kritik bir anda verilecek kritik bir karar kişinin ipinin çekilmesine sebep olabilirdi. Tam da bu yüzden yönetimin etrafında kümelenen, onlar sayesinde kariyer edinen sistem içindeki herkes geminin batmaması için ellerinden ne gelirse yapıyordu.