Bir gün, “benim için şiir yazdın mı hiç” demiştin.Göstermiştim, “şu heves sensin, şu incinmiş gurur sen, şu utangaç aşk, şu Posta Caddesi’ndeki daktilo sesi, çocukların okul dönüşü sevinci sen.” Kuşkuyla bakmıştın yüzüme.Kirpiklerim içime dökülüvermişti.
“Limoni bir selvi diktim başına
Orada da bir hayatın olsun diye
Nazmi elimden tuttu can suyunu verirken
Güneş taşıyacak sana soğuk havalarda
Gidip gelip yapraklarını öpüyorum
Dalları uzanıp yaşlarımı siliyor
Yüzüm gözüm toprağından bir dua
Sen evsiz yapamazsın
Alıp getiriyorum
Ben ölmeden sana ölüm yok, bunu unutma
Dünyanın bütün çiçekleriyle
Bütün şarkılarıyla, şiirleriyle
Murat damlası, acı salkımı çocuklarıyla
Burada tutacağım seni.”
“Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
Emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
Zaman, kâküllerinden doğar topuklarından batardı
Al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
Sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.”