Düşüncemiz eşyalara bir fiyat biçerken, büyük oranda onların yalnızca değerleriyle ilgilenmiyor;
ne kalitesine, ne işe yararlılık derecesine bakıyor; tek baktığı şey bize kaça mal oldukları. Sanki bu
bedel özlerinin bir parçasıymış gibi, eşyaların bize sağladıklarıyla değil, bizim onlara verdiğimiz
önemle değerlendiriyorlar.
Ağrıdan başka tehlikesi olmayan tüm rahatsızlıklar için, tehlikesiz diyoruz; diş ağrısı ya da gut ağrısını sıkıntı verse de ölümcül olmayınca kim hastalık diye hesaba katacak ki? Öyleyse şunu
önceden kabul edelim; ölümde bize özellikle önemli gelen şey acıdır. Aynı şekilde yoksulluk için de bu böyledir; ondan korkmamızın nedeni, açlık, susuzluk soğuk, sıcak ve uykusuzluk yüzünden bizi acıların kollarına atmasıdır. Demek ki sadece acıya önem veriyoruz.
Olaylar bizim yargılamamıza boyun eğiyorlarsa, neden onlara hakim olmayalım ya da onları kendi yararımıza kılmayalım? Eğer kötü ve acı dediğimiz şey özgün niteliği gereği ne kötü ne de acıysa bu şekilde sadece hayal gücümüz ona bu niteliği verir; bunu değiştirmek de bize düşer. Mademki tercih hakkımız var, kimse aksine zorlamadığı halde, bizim için acı ve zararlı olacak şeylere yönelmek, hoş bir tat verebileceğimiz şeylere ekşi ve acı bir tat vermek garip bir deliliktir. Şu halde kötü dediğimiz kendiliğinden kötü olmayabilir ya da hiç değilse, gerçekte ne olursa olsun, ona başka bir tat, başka bir çehre vermemize bağlıdır zira hepsi aynı yere çıkar.