Funda

Funda
@___funda
Kitle insanının aptallaştırılmasına ve ahlaki sorumsuzluğuna salt entelektüel veya hatta ahlaki olarak yaklaşmak olumsuz bir kabullenme olur ve bireyi atomlara ayırma yolunda biraz tereddüt etmekten başka bir işe yaramaz. Bu yaklaşım dini inancın itici gücünden yoksundur, çünkü tümüyle rasyoneldir. Burjuva mantığında diktatör Devletin büyük bir avantajı vardır: bireyin yanısıra dinsel güçleri de yutar. Devlet Tanrı'nın yerini almıştır. İşte bu nedenle, sosyalist diktatörlükler din haline gelmiş ve Devlet köleliği bir ibadet biçimi olmuştur. Ancak, dinin işlevi, geçerli egemen kitle zihniyeti ile çatışmaları engellek için hemen bastırılan, gizli kuşkulara yol açmadan bu şekilde yerinden sökülemez ve yalanlanamaz. Sonuçta durum, her seferinde olduğu gibi, fanatizm şeklinde aşırı bir yolla telafi edilir ve fanatizm en ufak bir muhalefet kıvılcımını bile ezen bir silah olarak kullanılır. 'Amaca ulaşmak için tüm yollar, en aşağılık olanlar bile, meşrudur' gerekçesi ile özgür düşünce ayaklar altına alınır ve ahlaki yargı hakkı acımasızca bastırılır. Devletin politikası iman mertebesine yükseltilir, lider veya parti başkanı konumundaki kişi iyi ve kötünün ötesinde bir yarı- tanrı haline gelir ve ona kendini adayan insanlar birer kahraman, din şehidi, havari veya misyoner gibi şereflendirilir. Sadece bir tek gerçek vardır, ondan başka hiçbir gerçek yoktur. Bu gerçek çok kutsal ve dokunulmazdır, eleştiri üstüdür. Farklı düşünen herkes bir zındıktır ve, tarihten de bildiğimiz gibi, her türlü kötü akıbetle karşılaşma tehlikesi içindedir. Sadece politik gücü elinde tutan parti başkanı Devlet doktrinini aslına sadık biçimde yorumlayabilir. Bunu da kendine uygun gördüğü bir şekilde, kafasına estiğince yapar.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Demek ki, iman sahibi olmak her zaman dinsel bir konu değil, daha ziyade sosyal bir konudur ve böyle olduğu için bireye hiçbir temel dayanak kazandırmaz.
Kalabalık ne kadar büyük olursa, bireyin önemi o kadar azalır. Ama eğer birey, kendi zayıflık ve yetersizlik duygusu altında ezilerek, yaşamının anlamını yitirdiğini hissederse ki, bu anlam kamu refahı ve yüksek yaşam standartları ile zaten benzer değildir o zaman çoktan devlet köleliği yoluna girmiş ve bilmeden veya istemeden, devletin kulu olmuştur. Sadece dışarıya bakan ve askeri kıtaların karşısında korkudan sinen bir insanın, duyularının ve aklının tanıklığı ile savaşacak olanağı yoktur. İşte günümüzde olan da tam budur: hepimiz istatistiksel gerçekler ve kocaman sayılarla büyülenmiş, korkuyla kasılmış durumdayız. Gün geçmiyor ki herhangi bir kitle örgütünce temsil edilmediği veya kişiselleştirilmediği için, bireysel kişiliğimizin ne kadar boş ve beyhude olduğu kafamıza kakılmasın.
İlkel insan, zihninin ayrıştırmaktan yoksun düzeyi ve sonuçta, kendisini eleştirmemesi nedeniyle yansıtmaya bizden fazla eğilimlidir. Ona göre her şey objektiftir ve dili bunu radikal biçimde yansıtır.
İlkel insan daha fazla açıklama bekler. Bizim tesadüf dediğimiz onun için denetlenemez güçtür.