Hasta koğuşundaki dördüncü günümde, başhekim içeri aceleyle gelip tifüs hastalarının bulunduğu başka bir kampta tibbi gönüllü olmamı istediği sırada, gece vardiyasına alın- mak üzereydim. Arkadaşlarımın aksi yöndeki tavsiyelerine ve neredeyse hiçbir meslektaşımın hizmeti kabul etmemesine rağmen gönüllü olmaya karar verdim. Çalışma grubunun içinde kalırsam kısa süre içinde öleceğimi biliyordum ancak orada ölürsem, ölümümün bir anlamı olacaktı. Hiç şüphesiz ki bir ot gibi yaşayıp sonunda o zaman olduğum gibi verimsiz bir işçi olarak ölmektense, bir hekim olarak yoldaşlarıma yardım etmek için çalışmanın daha anlamlı olacağını düşündüm.
Zihnim hâlâ karımın imgesine tutunuyordu. Aklımdan bir şey geçti: Hâlâ hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum. Artık çok iyi öğrendiğim tek bir şey biliyordum: Sevgi fiziksel bir varlık olarak sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu. En derin anlamını tinsel varlıkta, iç benlikte buluyordu. Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini bir ölçüde yitiriyordu.