Ne zaman bir insanla yakınlaşsam -ki bu yapım gereği çok sık olmazdı- düşünce ve hislerimi önemsemeden hakaret etmeye, aşağılamaya, iftira atmaya başlardın. Suçsuz, masum insanlar Yahudi aktör Löwy gibi buna maruz kalırlardı.
Eve gelir gelmez içimdekileri sana anlatmak, bana göre mutlu olmak için yeterliydi. Sense her zaman alaycı bir iç geçirişle kafa sallayarak, masada ritim tutturarak cevap verir, geçiştirir: "Böyle bir şey daha önce görmüştüm", "Bu seni ilgilendirir!", "Şu an kafam almıyor", "Bunun için kendini ödüllendir!", veyahut da "Ne dert ama!" derdin.
Yalnızca senin fikirlerin doğruydu, geri kalan herkes kaçık, vahşi, çılgın anormaldi. Bununla birlikte kendine güvenin o kadar büyüktü ki, hiçbir zaman tutarlı olma gereği duymazdın.