Sanki herkes, "Bırakalım da bildikleri gibi yaşasınlar," gibi sarsılmaz bir karar vermişti. İşler iyi gittiğinde halkın şansının da yaver gittiğini söylerler, ağır veya trajik bir gelişme olduysa bırakalım da halk sabretsin derlerdi.
Halk kitleleri her yerde, her daim ve her şeyden çok sabretmek zorunda kaldı. Sabır, aza ve kıtlığa tamah etmek kitlelerin görevine dönüştü. Ayrıca halkı azarladılar, hor gördüler. Her fırsatta, "Halk ayyaş. Halk tembel, çalışmak istemiyor. Halk kaba, açgözlü, zalim," dediler.
Hayatın bilgeliğini sokağa, kalabalıkların arasına taşıyın. Ancak unutmayın ki hayatın hikmetlerine vakıf olmayan aynı kalabalıkları mezun ediyorsunuz yüksek okullarınızdan. Çünkü kafaları kitapta yazılanlarla doluyor, hayatın hikmetiyle değil. Aydın sınıfın mensubu olmuyorlar, aydın sınıfın taklitlerine dönüşüyorlar.
'İnsan hayatında görülen aşırı kargaşanın asıl sebeplerinden biri herkesin hayata daha iyi atılmak istemesi, ancak kimsenin hayat kurmak istememesidir.' Herkes hayattan küçük de olsa bir barça koparmak ister ama hiç kimse hayata ne katacağını aklından geçirmez. Bencil, eşkıya, sömürücü ve parazit olarak hayata atılırlar. Hayatın anlamını bu parazitlikte görürler.