Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
Ona bir gün çekinerek: 'Niçin dayı, niçin kimseyi sevmiyorsun?' diye sordum. 'Aslında bazen durup düşünüyorum ve sevmek istiyorum. Lakin ne kadar çabalarsam çabalayayım insanlarda sevilecek bir şey bulamıyorum. Çünkü her birinin derisi altına saklı kirlikanı, kara safrayı ve pis balgamı görebiliyorum. İnsan vahşilik göğü altında; içinde kıskançlık nehirleri çağlayan, düzenbazlık ağaçları yetişen ve riya dağları yükselen kemikten bir şehirdir. Söyle şimdi, böylesi bir mahluk nasıl sevilebilir?" demişti. Ürpermiş: 'Ama biz de insanız dayı.' diye itiraz etmiştim. O zaman şöyle yanıtlamıştı. 'Kendini yeterince tanırsan herkesten nefret edersin."
"Ama fazla merhametin ağır bir yük olduğunu unutma. Hele ki zirveye tırmanıyorsan..."
"Merhametim sayesinde insanım ve insan kalabilmekten daha yüksek bir zirve bilmiyorum."
"Burası dünya dostum, masal kitabı değil... Doğanın letafetine, yerlilerin sükunetine aldanmamalı. Seni okşayan el, zamanı gelince taşlayacaktır da."