Safiye eski nişanlısından, hayattaymış gibi söz ediyor; Hüseyin uzaklarda can vermemiş, cenazesi oralardan getirilip köy mezarlığına gömülmemiş gibi.
Demek ki bazı acıları ölüm bile unutturamıyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor diye düşünüyorum.
Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
" O zaman bir bak bana, son kez bak. Merak etme, hiçbir şeyi geri getiremeyecek pişmanlıklardan ve acıları dindiremeyecek sözlerden bir demet sunmayacağım şimdi sana. Bizi düşünme zaten, boş ver. O kadar da kara bir günümüzde değiliz, belki biraz yalnızız biraz da buruğuz, şimdi bizim hayallerimiz çalınık, olsun, olsun, idare ediyoruz martıcık, alışıyoruz, dünyaya alışıyoruz. Yağmurun altında çıplak ayakla koştuğumuz günler gelecek, güneşte neşeli şarkılar söylediğimiz günler gelecek. Bir yerden sonra insan umursamamaya başlar. Dertlerini anlatanlarınsa hâlâ bir umudu var demektir. Hadi sen de anlat martıcık."