Yazarın tek bir yerde bir kare fotoğrafı yok, bu gizem kitabın otobiyografik olduğunu daha kuvvetli hissettiriyor. çok güzel bir soru soruyor ve üzerine düşündürüyor:insanın yüzü olmazsa hayatı nasıl olur? bu bir uzvumuzu kaybetmeye benzemiyor, insanın yüzü kimliği ve sosyal ortamlarda onu tanınır ve kabul edilir bir birey haline getirirken yüzünüz deforme olduğunda insanların size bakışı nasıl ve neden değişiyor. Kesik bir kol ile insan topluma kolay karışırken aynı şey yüz için o kadar kolay olmuyor. yazar bu sebeple 14 yıl kendisini yalnızlığa mahkum ediyor ve hep geceleri dışarıya çıkar hale geliyor, kendini yalnızlaştırarak bir tür savunma mekanizması geliştiriyor, buna sınırlarda yaşamak diyor ama bu özgür bir seçim mi mecburiyet mi orası tartışılır.Kitabı okumadan önce Almadovar ın bir filmini izlemenizi öneririm, ben tamamen içgüdüsel böyle yapmış bulundum ve kitap ile film birbirini çok iyi tamamladı. Teoreme gelecek olursak, yeterince uzun bakarsak her şeyde bir güzellik görürmüşüz. çok beğendim bu fikri. yeterince bakarsak karşımızdaki kişiyi tanımaya başlarız ve severiz, insan tanımadığını, bilmediğini sevemez. Diyor ki dikdatörler ilk olarak delileri ve sanatçıları öldürürmüş, çünkü onlar uzun uzun bakarlarmış insana.herşeyi ilk anlayan onlar olurmuş, harika bir tespit. kitap beni biraz hussel in fenemonolojik yöntemine de götürdü. yüzün deforme olduğunu göz ardı et, travesti olduğunu göz ardı et, kendi yaşanmışlıklarından kaynaklı önyargılarını bir kenara bırak ki karşındakinin güzelliklerini , asıl benliğini , kimliğini görebilesin.
kitaptaki argo sözler beni rahatsız etti biraz, ama zaten duyguları sert bir şekilde anlatmayı seçmiş yazar, üslup gereğidir dedim geçtim