Çağrıyı yapan yabancıları değildi ki, Türk ordusuydu.
Onlar da Türk Ülkücüleri.
Kendi ordularından çekinecek, korkacak değillerdi.
Değil mi ki onların peygamber ocağı dedikleri kutsallıktı.
Koşa koşa teslim olmuşlardı.
Neşe içinde ellerini uzatmışlardı. Hatta bir anda o kadar yığılmışlardı ki, teslim olanlar için spor salonu açılmış ve orada ilk ifadeleri alınmaya başlanmıştı.
Kendiliklerinden gelip, kendi ordularına teslim olan bu kişiler çok yakında, karşılarındakilerin onların tanıdığı, bildiği ordu olmadığını anlayacaklardı ancak iş işten geçecekti. Yapılan işkenceler karşısında bir zaman ne düşüneceklerini bile bilemeyeceklerdi. Yaşadıklarına inanamayacaklardı.
Aslında her şey ortadaydı.
Bugün bütün gerçekleri anlamak çok kolay oluyor.
Ülkücüleri teslim alan Türk ordusu değildi. Amerika'nın yetiştirip yönettiği, başa getirdiği ve ihtilal yaptırdığı generallerdi.
Kür Şad, Çin kaynaklarında adı geçen bir Göktürk kahramanıdır. Yani Kür Şad var olan, yaşayan, gerçek bir kahramandır. Ona Kür Şad adını Nihal Atsız vermiş, bu adla onu bir destan kahramanı yapmış ve kitlelere kabul ettirmiştir.
Nedir Kızıl Elma?
Öylesine büyük bir ülküdür ki, sonsuzdur adeta. Alınmak istenen her yer, varılmak istenen bütün hedefler...
Türk bayrağının dikilmek istendiği en büyük menzil.