"(...) Yoktun sen hiçbir anımda...
Anılarımda yaşayan sen, giderek silikleşiyor, kırgınlığın sis perdesi altında görünmez hale geliyordun.
Yoktun sen, hiçbir kederimde, hiçbir sevincimde... yaşadığımı kanıtlayan oluşlarda yoktun.
Seni nasıl bağışlayabilirim?
Bu uzaklık sessizlik kırıcıydı zaten. Kalbim bu kadar parçalanmışken seni hangi bütüne yerleştirebilirim?
Hiçbir ümit, hiçbir oluş...
Ne beklentinin sancılı sarkacındaki iniş çıkışlar, ne korkunun kasılmaları, ne ümidin kalp çarpıntıları, ne de acının paslı hançeri... varlığım, izim silinmiş gibi. Öyleyse bu acının anlamı ne? (...)" demişti Zerya.