Ele geçirmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçmesine karşın, yaşadığı coğrafyayı hâlâ bir işgalci psikolojisi ile yaşayan bir yönetim zihniyeti, o coğrafyanın kendi dışındaki tüm varlıklarını, değerlerini bir tehdit, bir düşman olarak görecek ve bunu her solukta ‘’öteki’’lerin üzerine bir şiddet, üstelik kutsanmış bir şiddet olarak kusacaktır.
Bu nasıl bir yönetim anlayışı, nasıl bir insan psikolojisidir ki, sahip olmadığı ne varsa ya da yok ettiği ne varsa onun üzerinden inşa etmeye çalışır kendini.
Bir başka dile ve kültüre neden saldırılır; o dili, kültürü ve insanını, kendi dilimiz ve kültürümüzün, doğrudan kendimizin bir zenginliği, tamamlayanı, yücelteni olarak görmeyiz de şiddetli bir öfkeyle yok etmeye çalışırız?
Biz, dilimizle kendimizi severiz. Farkımızı ancak kendi dilimizle duyumsar ve sunarız. Aklımızın ve duygularımızın sınırlarını, sözlü ve yazılı ancak dilimizle biliriz.