Seneca miladi ilk yüzde yaşamış Romalı stoacı filozof. Babası hatip, abisi siyasetçi kendisi gençliğinde felsefeye meraklı ama belki çevresinden aldığı felsefe karın doyurmaz telkinleriyle belki de stoacılığın prensiplerinden olan ‘ömrün son demlerine kadar topluma faydalı faaliyetlerde bulunmalısın’ ilkesine bağlılıktan ötürü siyaset ve devlet işlerine de girmiş dönemin müstakbel imparatoruna eğitmenlik yapmak hatta bu vesile ile devlet yönetiminde çok etkili bir konuma gelmek gibi önemli bir mertebeye de yükselmiş. Tabii bu süreçler epey çalkantılı geçmiş. Saray ihtiraslarından ötürü bir dönem sürgüne yollanmış, zaten devlet işlerinden el çekip kendini tamamen felsefeye adadığı birkaç yıllık bir dönem sonunda imparatora suikast düzenleyen ekibin içinde yer aldığı gerekçesiyle/iftirasıyla kendi kendini öldürme cezasına çarptırılmış ve altmışlı yaşlarında yaşam serüvenini noktalayıp dünya hayatına veda etmiş.
Eser iki kısım. Birinci bölüm bilge kişinin hakikat noktasında haksızlığa ya da hakarete uğramasının mümkün olmadığı düşüncesini işliyor. Şöyle bir izahı var: Bilge, güçlü ve ulvi bir ruha sahip olduğu için kendisine yönelen hiçbir hakaret veya haksızlıktan etkilenmez. Bir kılıçla sert bir kayaya zarar veremeyeceğiniz gibi bilge bir kişiyi de haksızlıklarla/hakaretlerle rencide etmeniz mümkün değildir. Her haksızlık muhatabı olan kişiye zarar verir. Kişi kendinden bir şeyler kaybetmedikçe zarara uğramaz. Zarara uğramayan kişi haksızlığa maruz kalmış sayılmaz. Bilge kişinin hakikaten sahip oldukları erdemlerdir, faziletlerdir. Onları bilgenin ruhundan koparıp alabilecek hiçbir güç yoktur. Maddi zenginlik unsurları (mal, şöhret, mevki) bilgenin gerçekten sahip olduğunu düşündüğü şeyler değildir onlar talihin kendisine sunduğu dolayısıyla her an geri alabileceği,