Dağlar geçiyor üstümden, rüzgâr esiyor günlerime.
Her sabahın serinliğinde seni bekledim,
her akşamın kızıllığında adını duydum.
Ne kuşlar sustu, ne toprak, ne de benim yüreğim.
Sen, kâğıda düşen mürekkep gibi,
sessizliğinde hat satırlarıyla yürüdün.
Bir elif gibi dimdik durdun dünyaya karşı,
benim gözlerim ise o satırlarda seni aradı.
İstanbul sokaklarında dolaştın,
kubbelerin gölgesinde, denizin kokusunda,
ben ise her adımında gizli bir şarkı işittim.
Adımların taşlara vurdukça,
içimdeki bekleyiş bir nehir gibi kabardı.
Sen uzaklarda kendi yolunu ararken,
ben burada yoluma senin gölgenle devam ettim.
Bir gün çıkıp geleceksin biliyorum,
çünkü bu bekleyiş, bu sabır, bu yanık özlem
bozkırın ortasında susuz kalmış bir çeşme gibi
seni çağırıyor.