baran

baran
@_baran65
Harran Bilgisayar Mühendisliği Yüzüncüyıl Paramedik Gazi hastanesi
Mini Hikayem
İçimden geldiği gibi sevdim seni; hesap yapmadan, yolun sonunu ölçmeden, kalbimin üstüne bir harita sermeden sevdim. Nereye varır, nerede kırılır, hangi virajda içimden bir şey eksilir diye düşünmedim. Ben seni severken, kendimi korumayı unuttum. İnsan bazen birine inanırken kendi kalbine fazla güveniyor; ben de öyle yaptım. Sana inandım. Sözlerine, susuşlarına, bakışının içindeki o yarım sıcaklığa, “ben buradayım” demeyen ama gitmiyorum sanılan hâline inandım. Ama en ağır kırgınlık, beklediğin yerden gelmiyor çoğu zaman. İnsan düşmanından gelen darbeyi anlıyor da, sevdiği yerden gelen soğuğu tarif edemiyor. Ben de edemedim. Önce anlam veremedim. Sonra kendime kızdım. Sonra seni savundum içimde. “Yorgundur” dedim, “kafası doludur” dedim, “bazen insan sevdiğini bile taşıyamaz” dedim. Ne kadar güzel bahaneler buldum sana, bir bilsen utanırdın belki. Ben seni, senin bile kendini savunmadığın yerlerde savundum. Ama insanın içinde bir yer var; orası çok sessiz ama çok dürüst.
Reklam
İçimden geldiği gibi sevdim seni." Hesapsızdı bu sevgi. Ne yarını düşündüm ne de başıma ne gelir diye tarttım. Kalbimde ne varsa, korkmadan koydum önüne. Kendimi saklamadım, eksiltmedim, olduğum gibi geldim. Sevmek buysa, ben seni tam da böyle sevdim. Yanlışlarım oldu belki ama sahte olmadım. Rol yapmadım, yarım sevmedim, kaçmadım. Bazen kelimelerim yetmedi sana. Bazen sustum. Ama bil ki sustuğum her anın içinde bile sen vardın. Sana alışmak kolay oldu; çünkü kalbim seni hiç yabancı saymadı. Ama senden vazgeçmek... işte o, insanın sırtına dünyanın en ağır yükünü alması gibi. Şimdi bu satırları yazarken içimde kocaman bir boşluk var. Ne koysam dolmuyor, ne eklesem yetmiyor. Sesini koysam yetmeyecek, anılarını koysam taşacak bir boşluk bu. insan en çok, en çok alıştığı yoklukla sınanıyormuş. Bunu senden sonra ögrendim. Belki eksik sevdim, belki yanlış zamanda, belki de fazla derin... Ama seni sevmekten hiç pişman olmadım. Gözlerim doluyorsa sebebi pişmanlık değil. Canım acıyorevet, çok acıyor... ama bu acı, gerçek bir şeye dokunduğumun kanıtı gibi.Zaman geçecek, biliyorum. Günler akacak, hayat benden güçlü olmamı isteyecek. Ben de devam edeceğim. Ama içimde senden kalan bir yer hep eksik kalacak. Bazı şarkılar yarım bitecek, bazı geceler uzun sürecek. Kalabalıkların içinde durup bir anda yalnız hissedeceğim; çünkü insan en çok, sevdiği kişinin yokluğunda yalnız kalıyor. Sana söyleyemediğim cümleler var. Dilimin ucunda kalıp geri dönen, cümleler var. Dilimin ucunda kalıp geri dönen, "şimdi sırası değil" dediğim cümleler... Belki söyleseydim hiçbir şey değişmeyecekti. Belki de her şey. Ama artık ihtimallerin bile can yakmadığı bir noktadayım. Şimdi gidiyorum. Ardımda yarım cümleler, söylenememiş kelimeler, gecelere sığmayan düşünceler bırakıyorum. Belki bir gün adımı
Yollar uzadıkça daraldı içimiz, Bir yanımız hep eksik kaldı. Adını koyamadığımız bir sızı, Yüzüne bakmaya cesaret edemediğimiz bir yarım kalmışlık. Vefa diye tutunduğumuz şey, Belki de çoktan göçüp gidenlerin Ardımızda bıraktığı ince bir izdi sadece. Koştu atlılar… Rüzgârın bile yetişemediği bir hızla Güneşin kanlı ufkuna sürülen. Tozları gözlerimize doldu. Heybemiz küheylanların nefesinde sallandı, Bir ömür orada kaldı sanki. Kayboldu atlılar, Gecenin sessizliğine doğru incelip yok oldular. Bizse ardından baktık uzun uzun, Bildiğimiz bütün dualarla, Söyleyemediğimiz bütün sözlerle. Nedir bu gidişlerin hikmeti? Her yitiriş biraz daha büyütüyor insanı, Her susuş biraz daha anlatıyor aslında. Ve belki de şudur geriye kalan. Hasret, insanın kendine doğru yürüyüşüdür.
Dağlar geçiyor üstümden, rüzgâr esiyor günlerime. Her sabahın serinliğinde seni bekledim, her akşamın kızıllığında adını duydum. Ne kuşlar sustu, ne toprak, ne de benim yüreğim. Sen, kâğıda düşen mürekkep gibi, sessizliğinde hat satırlarıyla yürüdün. Bir elif gibi dimdik durdun dünyaya karşı, benim gözlerim ise o satırlarda seni aradı. İstanbul sokaklarında dolaştın, kubbelerin gölgesinde, denizin kokusunda, ben ise her adımında gizli bir şarkı işittim. Adımların taşlara vurdukça, içimdeki bekleyiş bir nehir gibi kabardı. Sen uzaklarda kendi yolunu ararken, ben burada yoluma senin gölgenle devam ettim. Bir gün çıkıp geleceksin biliyorum, çünkü bu bekleyiş, bu sabır, bu yanık özlem bozkırın ortasında susuz kalmış bir çeşme gibi seni çağırıyor.
Şöyle dingin sokaklardan geçerken yolun kendsi bir huzur ve sükunet haline bürünüyor. Kalbime doğan bu sükun bana şu ayeti hatırlatıyor 'Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle tatmin olur." (Ra'd 28). Belki de kalabalıkların rutin gürültüsünden sıyrılıp kendi sesimizi duyabildiğimiz anlar hakiki benliğimize en çok yaklaştığımız anlardır. Farabi'nin dediği gibi 'İnsanın hakikati, dışarıdan gelen seslerde değil, içindeki hikmette saklıdır.'
Reklam