Bu aşın estetize edilmiş boyutta anlam iddiasının, gerçeklik iddiasının, hakikat iddiasının kendini silmesini seviyorum. İyi bir mimarlık yapıtının bu işi kendi başına yapabileceğini sanıyorum; bu bir yas çalışması değil, bir kayboluş çalışması, ortaya çıkış kadar kayboluşa da hâkim olmak.
Mimari hakikat dediğim şey bir hakikat ya da bir gerçeklik değil, şöyle: Mimarlık göndermeleri, ereksellikleri, yazgısı, kipleri, prosedürlerinden ibaret midir? Yoksa aslında bunların hepsini aşıp başka bir şeyde, kendi ereğinde, ya da kendi ereğinin bile ötesine geçmesini sağlayan bir şeyde mi tükenir? Mimarlık, gerçek’in sınırının ötesinde var mıdır?