"Dünyaya gelen her bebeğin mutlak olarak sevgiye gereksinimi vardır; onu bu koşula iten, ontolojik yapısıdır. Bu sevgi ihanete uğrar ya da hayal kırıklığıyla yüzleşirse, ruhun incecik bedeni yırtılır. Bu yırtıktan içeriye bütün olumsuzluklar, bütün yıkımlar sızar."
"Bir noktada hayatımızda bir boşluk olduğunu hissederiz.
Bir şeyi, birini özleriz.
Onun ne yüzünü ne de adını biliriz ama içimizin kadim bir yanı onun varlığının gerekliliğini sezmemizi sağlar. Her eylemimizin temelinde bir özlem gölgesi vardır. Gece uyuruz ama yüreğimiz uyanık ve tetikte bekler. Acaba adımızı seslenecek mi veya kalabalıkta onun gözleriyle karşılaşacak mıyız, bilemeyiz. O gözlerin, gerçekten onun gözleri olduğunu nasıl anlayacağımızı bilemeyiz. Bizi arayan o gözler. Bizim aradığımız."
"Sevgi dolu bir çocukluk, sanırım bir dalgıcın ya da astronotun özel giysisi gibidir.
Bedenimiz ile dış gerçeklik arasında, gerçekliğin bizi düzene koymaya karar verdiğinde attığı bir darbeyi yumuşatacak,dahası geri püskürtecek bir boşluk yaratır.
Bu özel tulum olmadığı zaman işler oldukça şiddetli biçimde değişiyor; havadaki en küçük titreşim bile yıkıcı yaralar üretebiliyor."
"Eğer ölüm her şeyi yok ediyorsa, hayatımız örümcek ağına düşen zavallı sineklerinkinden pek farklı değildi. Önce başlarına geleni anlayamadan, sonra da öfkeyle bir süre vızıldıyor, bütün güçleriyle kurtulmaya çalışıyorlardı ama bu, durumu kötüleştirmekten başka bir şeye yaramıyordu.
Örümcek bir kenarda duruyor ve bekliyordu.
Sonra ansızın, şimşek gibi avının üzerine atlıyor ve az sonra onun lahdine dönüşecek olan ipeksi telle sarmaya başlıyordu onu.
Demek ki hepimizin üzerinde bizi tehdit eden bir iplik geriliydi. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren o sabırlı tuzak bizi bir yerlerde bekliyordu. Kimi önce kimi sonra düşüyordu, kimi az çırpınıyordu kimi çok; ama son herkes için aynıydı."