Hayat hastalıklıydı, daha doğrusu hastalıklı olmuştu - dayanılmaz bir şey haline gelmişti. "Asla dirilmez ölüler!" Bu satır içini sonsuz bir minnet duygusuyla doldurup heyecanlandırıyordu. Evrendeki tek hayırlı şey buydu. Hayat acı veren bir usanç halini alınca, sonsuz uykusuyla o acıyı dindirmek için alesta beklemez miydi ölüm? Ne bekliyordu o zaman?
Gitme vakti gelmişti...
Hayat onun için hasta bir adamın gözlerini yakan güçlü ve çok parlak bir ışık gibiydi. Bilinçli olduğu her an üzerine ve her yanına rahatsız edici bir ışık halinde dökülüyordu. Canını yakıyordu onun. Hem de dayanılmaz bir şekilde..
"Burjuvazi korkaktır. Hayattan bile korkar. Sen de tüm çabalarını beni hayattan korkutmaya odaklamıştın. Elinden gelse bana kendine göre bir şekil verecektin. Beni tüm değerleri sahte, yalan ve bayağı olan bir kuş kafesine tıkıp orada yaşamaya zorlayacaktın.."
" Tutkulu bir yaşam sevgimizden,
Ümitten ve korkudan azade olunca
Kısaca şükranlarımızı sunarız
Aklımıza gelen ilk tanrıya...
Şükür ki sonsuza dek yaşamaz kimse,
Asla dirilmez ölüler,
En çılgın nehirler bile
Bir yerlerde ulaşır salimen denize..."
Algernon Charles Swinburne
"Korkarım ki ben artık faka basmaz bir tüccar oldum, terazinin kefelerini sürekli kontrol ediyor ve aşkını tartarak onun ne menem bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorum."