olya

saklı kim biz sırlı kim biz kimdir sığıntı biziz İsmet Özel
Şiir
Reklam
gök gök müydü dönmek için can atılacak taraf göktü evet gizlice göz kırptı öldürene göktü aynı gökyüzüydü ölene el altından tanışıklık veren de gök ey dönmek için dönerek ve döndükçe dönerek döndükçe gözden kaybolarak gözden kayboldukça kalbe dolarak göktü ey hınç duyarak kargın vücut kaybolmuş bir vücuda kayıp vücut hırsını tapınan vücuttan alarak hınç ve hırs naz uykusu çekerek vücudun güzelliğini inkâr etmeyerek güm hayırlı olsun damgayı vurdurarak gümlemek her kolaya geleni bir kolaylık sandırıyor yalınlığa ucuzlamak aşama bildiriliyor gelmek mastarından isim olarak gelir hangi maksatla türetildiği düşünülüyor bedavaya geliyor aymazlık zırhı kapışılıyor şu serpuşa bak deniyor şems-siperleniyor baş üstüne ne konduysa kapışan kapışana kapışmaya dalmanın hayrını gör bak ne güzel yakıştı çapulcular kim idiyse tarih onlara kaldı biletler karaborsa satıldı bırakmadı borç yakanı kim ki baktı vücudun münezzeh yerlerine akıttı kanı çattı ahaliye pamuk bayram güzideler andante ağladı
Şiir
bizi korku bizi yağma bizi kan yargıladı terler döküldükçe solgunlaştı yerküre çehre solgun anneler endişeli küfürbazdı babalar yasalar kapattı çimenli bayırların yüzeyinde artanı nem kokuşlu çocukları kızlı erkekli coşturdukça arıtan bayırlarda batözler vinçler paletler sefalete gerekçe hazırladı meyve ağaçlarını bir hiza gözeterek diktiler dıraht-ı meyvedar lâfzına rağbet edenler karşılarında ayıp el işaretleri yapılmasına şaşırdı öyle işaretleri onlar dışa vurmaz düşüncelerinde yalıncak canlandırırdı ne ki sisler bürüdüler tarlayı göreyim seni herkesten önce sen başla diye her birimize tembih ettikleri her birimizden bir besmele ümit eden hepimizin tenine tav olup da besmeleyi unuttuğumuz tarlayı sislendi kurusun diye üstüne mendil serdiğimiz böğürtlen neymiş biri yek diğerinin boynuna o kol atmalar nice şeymiş o eski sarılmalar yatmalar sevmekten kaldıysa bize değdikçe değillendiren yattıkça sürçen bir şey kaldı fasılalarla neye uzattıysak elimiz bir arşın bizden ırak kayıyor gözyaşlarının göğerttiği ne varsa gövdemizden İsmet Özel
Hartmann‟ın Varlıklar arasındaki ontolojik mesafe ilkesine göre “Real dünya” ile “ideal dünya” arasındaki boşluğu kapayan varlık “insan” dır. (Bozkurt 2003) Gerçek dünya olan, ideal dünya ise olması gerekendir. Olan ile olması gereken arasındaki boşluğu kaplayan birey, real dünyanın çirkinlikleri ve kötülükleri karşısında sıkıştığı fiziksel alandan kurtulmayı ister. İşte bu durum, bireyi fiziksel olarak aşamadığı mesafeyi ruhsal olarak aşmaya iter. Fiziksel olarak yaşadığı zaman ve mekânı terk edemeyen birey muhayyel bir zaman ve mekân kurgusu oluşturur ki buna ütopya adı verilir.
Olan ve olması gereken arasındaki boşlukta salınan birey, fiziksel anlamda yaşadığı sınırları aşamamanın bunalımı içerisindedir. Yaşamın kaba realitesi içerisinde kendini ve kendi dışındaki yaşamı sorgulayan her birey bu bunalımı yaşar. Bunalım anındaki her bireyin vereceği olağan tepki ise kaçış psikolojisi içerisine girmektir. Kaçış, bireyin olağandışı, alışılmadık, içinden çıkamadığı, bunaldığı özetle iç ya da dış etkenlerden kaynaklı bir durumdur.