Bu siyahlıkları yutmak, nemli bir mezar havası gibi simasına soğuk, donuk, ölü dudaklarla titretici öpücükler konduran bu karanlığı kase kase, teselli veren bir hiçlik pınarı suyu gibi kana kana içmek istedi.
Gözleri kameriyenin sarmaşıkları arasından yer yer açılmış aralıklardan birer zümrüt pencere buldu, biraz iskemlesine yaslanarak gurubun bir esmer ve şeffaf tül gibi semanın ipek sathına gerilen gölgelerine daldı, son ışık kalıntıları bir tarafta küçük bir bulut parçasının kenarına oyalar asıyor, güneşin son demlerinden çıkan bir nefes gibi serin, hafif bir hava bu uzun sıcak günden sonra kırlardan kalkan akşam buğuları üzerinden hafif darbeciklerle kanatlarını silkerek geçiyor, sabahtan beri güneşin bu kırın üzerinden çektiği ılık kokuları şimdi tekrar dünyaya serpiyordu.