Emir

Bunalıyorum, içim ne içime ne de dışıma sığıyor - büyümem lazım belki de - ama her seferinde doğru soruya biraz daha yaklaşmış hissediyorum kendimi ve biraz rahatlıyorum.
Reklam
Kırgınlıklar, söylenmemişlikler, biraz önce nasıl olduysa ağızdan çıkıverenlerle birlikte koyu kahve telvelerine gömülüyordu az sonra.
Saçlarımı çekmiyordum gözlerimden, çünkü sarı ışıltılar görüyordum aralarında. Bazen gelen geçen bir tanıdık görürsem, o tutamı, gözümün üstüne düşen o ışıltılı tutamı kaldırıyor ve güneşe doğru tutup soruyordum: “Benim saçlarım sarı, di mi?” Gülüyorlardı sorduklarıma, en çok da annem gülüyordu. “Mavi” diyordu annem, “mavi siyah senin saçların!” “Hayır bazen sarı oluyor” diyordum, “güneşte sarı oluyor.” Annem “güneşe çıkınca babana çekiyorsun demek ki” deyip gülmeye devam ediyordu.
Artık önemli olan tek şey “can sıkıntısı saatlerimin” azalmış olmasıydı.
Beraber yatağımı yapıyorduk annemle. Ben annemin ağzından laf almaya çalışırken o da benimkinden almaya çalışıyor gibiydi. Ben daha bir şey anlatılacak kadar büyümemiştim, sadece ağzımdan laf alınacak yaştaydım.
Reklam